|
Yrd.Doç.Dr. İbrahim TELLİOĞLU
DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNİN TÜRK YURDU HALİNE
GELMESİNDE TACEDDİNOĞLU BEYLİĞİNİN ROLÜ
Moğolların son
Anadolu valisi olan Eretna İlhanlıların çöküşünden sonra
bağımsız hareket etmeye başladığında, Emir Doğanşah isimli bir
Türkmen beyi Niksar ve çevresine hakim olmuştu. Eretna Bey
bağımsızlığını ilan ettiğinde, Doğanşah, Emir Timurtaş'ın
oğlu Şeyh Hasan ile ittifak kurarak O'na muhalif olmuş ve
hakimiyetini tanımayarak Anadolu'nun bu güçlü liderine karşı
çıkmıştır.[1]
Eretna'nın devlet kurmasından çok önce, daha Anadolu'da
İlhanlı hakimiyeti yıkılmamışken Doğancık Bey'in bağımsız
hareket etmeye başlaması dikkat çekicidir. Nüfuzunu
Kastamonu'ya kadar genişleten Taceddinoğulları beyliğinin
kurucusunun 1309 yıllarında müstakil bir araziye sahip olma
ihtimali yüksektir.[2]
Çobanlı Şeyh Hasan
ile ittifak yaptıktan sonra topraklarını genişletmeye başlayan
Doğanşah, Amasya'yı ele geçirmiş, Şeyh Hasan'ın takınabileceği
tavırdan çekinen Eretna, bu olay karşısında sessiz kalmıştır.
Taceddinoğulları ile Eretnalılar arasında oluşan düşmanlık bu
şekliyle devam ederken, Mısır Memlûklu Sultanı Melik Nâsır'ın
desteğini alan Eretna, bu sayede 1341 yılında Doğancık Bey'i
Amasya'dan çıkartarak Niksar'a çekilmek zorunda bırakmıştır.[3]
Doğancık Bey'in
1348'de ölümünden sonra,[4]
yerine oğlu ve beyliğin ismi ile anılmasını sağlayacak kişi
olan Taceddin Bey geçmiştir. Taceddin Beyin ilk dönemdeki
faaliyetleri hususunda kaynaklarda herhangi bir malumata
rastlanmaz, O'nun hakkındaki ilk bilgiler, Eretnalılar
Devleti'nin gerileme döneminde Niksar'da gerçekleşen hadise
ile başlamaktadır.
Eretnalıların hakim
olduğu topraklar üzerindeki siyasi otoritesinin zayıflaması
ile birlikte, devletin elinde yalnız Kayseri ve Sivas kalmış,
devlete bağlı emirler, hakim oldukları yerlerde kendi
başlarına hareket etmeye başlamışlardır. Bu sırada payitahtı
Niksar'da bulunan Taceddin Bey de, Amasya'da bağımsız hareket
etmeye başlayan emir Şadgeldi’ye tâbi olarak bölgesindeki
nüfuzunu güçlendirmeye çalışmıştır.[5]
Orta Karadeniz'in güneyine düşen bu sahada yitirdiğini gücünü
tekrar kazanmaya çalışan Eretnalı hükümdarı Alaeddin Ali Bey,
Taceddin Bey'in devlete taahhüt ettiği vergi ve asker verme
kararından geri dönmesini sebep göstererek, 1379 yılı
ilkbaharında Taceddinoğulları üzerine sefere çıkmıştır. Niksar
civarında karargâh kuran ordu şehre girme plânları yaparken,
Eretnalı hükümdarı vezirine bile haber vermeden bir kısım
askerle birlikte Sivas'a geri dönmüş, giderken de Niksar'ı
kısmen yağmalayan Moğol oymaklarından Samagarlıların
ganimetlerine el koymuştur. Alaeddin Ali Bey'in bu zamansız
hareketi üzerine, veziri Burhaneddin, ordunun ağırlıklarını
yağmalanmaktan güçlükle kurtarmış ve kuşatmadan kesin bir
netice alamadan ordu ile birlikte Sivas'a çekilmiştir.[6]
Eretnalıların
Taceddinoğulları üzerinde nüfuz tesis etme çabalarının sürdüğü
bir sırada, Taceddin Bey, Canik bölgesindeki faaliyetlerini
artırmıştır. 1379’da Yeşilırmak havzasının denize ulaştığı
sahayı Ünye'ye kadar ele geçiren Taceddinoğulları, Komnenos
hanedanının yöredeki en önemli rakibi haline gelmiş, Trabzon
Rum Devleti bu beylik ile diplomatik münasebet kurma
zorunluluğu hissetmiştir.[7]
Komnenoslar,
Taceddinoğulları ile yakınlaşma çabasına girmeleri ile
birlikte, III. Aleksios devrinin en yaygın diplomatik ilişki
kurma vasıtası olarak gördükleri bir prensesi rakip tarafın
önde gelen bir ferdi ile evlendirme yöntemine başvurmuşlardır.
Ordu beyliği ile Bayram Bey'i damat edinerek uzunca bir süre
dostluk kuran Trabzonlular, Taceddin Bey ile de akraba olarak
Canik havzasındaki bu iki büyük gücü kendilerince zararsız
hale getirmeyi başaracaktır. Panaretos'un kaydına göre, 14
Ağustos 1379'da kızı Eudokia'yı Taceddin Bey ile evlendirmek
üzere Trabzon'dan ayrılan Kral Aleksios, Kılıç Arslan'ın
Trabzon'u istila edeceği haberi üzerine Giresun'dan geri
dönmüş, ancak eylülün sonuna doğru tekrar düğüne katılmak
üzere Ünye’ye gelerek 8 Ekim 1379'da Eudokia'yı Taceddin ile
evlendirmiştir. Bu evliliğin diplomatik neticesini de açık bir
biçimde vurgulayan Trabzon tarihçisi, böylelikle kralın
Yeşilırmak havzasındaki kontrolü sağladığını belirtmekle,
[8]
Taceddinoğullarını müttefik haline getirmenin ülkesi için ne
kadar önemli bir imkân sağladığını ortaya koymaktadır.
1379 senesinde
gerçekleşen olaylar zincirinde, bir taraftan Trabzon Rum
Devleti Taceddinoğullarını kendi tarafına çekmeye çalışırken,
diğer yandan toprakları üzerinde kaybettiği nüfuzunu tekrar
kazanmaya çalışan Eretnalılar, Niksar beyliğini kontrolü
altına almaya gayret etmiş, bu sebeple Taceddin Bey iki
cephede birden mücadele etmek zorunda kalmıştır. Nihayetinde
Komnenoslara üstünlüğünü kabul ettirerek kızlarını alan ve
doğu sınırındaki faaliyetlerini sona erdiren Taceddin Bey,
daha sonra yönünü Orta Anadolu'ya çevirecek, beyliğinin
varlığını hiç bir zaman hazmedemeyen ezelî düşmanı
Eretnalılarla mücadelesine devam edecektir.
Alaeddin Ali Bey’in
1380’de tekrar tahta geçmesinden sonra, Amasya emiri
Şadgeldi’yi ortadan kaldıran Kadı Burhaneddin, müteakiben
bağımsızlığını ilân edecektir.[9]
Eretnalılara karşı Amasya emiri ile ittifak yapan Taceddin
Bey, Anadolu'daki etkinliği bilinen Hacı Şadgeldi'nin
öldürülmesi ve Kadı Burhaneddin’in devlet kurmasının ardından,
eski hasımlarına karşı olan tavrını değiştirmemiştir.
Kaynaklardan öğrenildiği üzere Amasya, Hacı Şadgeldi'nin
ölümünden sonra oğlu Ahmed'in kontrolüne geçmiş, Taceddin Bey
de onunla birlikte hareket etmeye başlamıştır.[10]
Eretnalıların
yıkılmasından sonra, bunların hakim olduğu topraklar üzerinde
yeni bir devlet kuran Kadı Burhaneddin devrinde,
Taceddinoğulları beyliği hakkında Bezm u Rezm'de ve Grek
kaynaklarında etraflıca bilgi bulunmaktadır.
Bezm u Rezm’deki
kayıtlarından anlaşıldığı kadarı ile, başta dönemin siyasî
durumuna uygun olarak Sivas hükümdarına tâbi olan
Taceddinoğulları kısa süre sonra çevresindeki beylikler ile
irtibata geçerek bağımsız hareket etmeye başlamıştır.
Amasya'da bulunan Emir Ahmed ile kurduğu ittifakı geliştiren
Taceddinoğulları lideri, Kadı Burhaneddin'in Canik'te
yaptırdığı kaleyi yıkmaya çalışınca her iki taraf arasında
savaş patlak vermiş, 1386 baharında yapılan muharebede
müttefikinden gelen yardım ile 7.000 askere ulaşan bir ordu
hazırlayan Taceddin Bey, Sivas ordusu 5.000 kişi olmasına
rağmen yenilmekten kurtulamamış, daha sonra Kadı Burhaneddin
tarafından affedilerek bölgesine geri dönmüştür.[11]
Bu hadiseden sonra Taceddin Bey Kadı Burhaneddin ile beyliği
arasındaki husumete son verecek, mücadele sahasını doğusundaki
topraklara kaydırarak Hacı-Emiroğulları ile rekabet etmeye
başlayacaktır.
Canik yöresinin en
büyük iki Türk beyliği arasında başlayan mücadele, aslında
Anadolu'nun genel siyasî durumunu yansıtması bakımından önemli
bir örnektir. Kadı Burhaneddin’in aracılığına rağmen Ordu’ya
akınlar düzenleyen
[12]
Taceddin Bey, daha sonra büyük bir ordu hazırlayarak Hacı
Emiroğulları üzerine yürüyecektir. Ancak, 24 Ekim 1386'da
başlayan savaşta, 12.000 kişilik bir kuvvet ile Ordu'ya doğru
ilerleyen Taceddin Bey, Emir Süleyman'ın kuvvetleri karşısında
duramayacak ve 3.000 askeri ile birlikte harp meydanında can
verecektir.[13]
Taceddinoğulları ile
Hacı Emiroğullarının birbirleri ile savaşmaları, güçlerini
birleştirip Trabzon'a saldırma ihtimalini tabii olarak ortadan
kaldırdığı için, Komnenoslar açısından büyük bir şanstı.[14]
Hadisenin sonuçları Karadeniz'e Türk yerleşimi bakımından
incelendiğinde ise, Taceddin Bey'in ölümü ile birlikte,
gücünün zirvesine çıkmış olan beyliği gerilemeye başlayacak,
aynı zamanda, yöredeki Türkler arasında iç çatışmaya meydan
verebilecek hadiseler de ortadan kalkacaktır. Zira, Taceddin
Beyin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Mahmud Bey,
iktidarının ilk döneminde kardeşi Alp Arslan ile büyük bir
taht mücadelesine girişecek, bu ortamdan faydalanan Kadı
Burhaneddin, Niksar ve civarını işgal ederek Mahmud Bey’i
tâbiyetine alacaktır.[15]
XIV. yüzyılın
sonlarında, Canik havzasındaki siyasî yapı bu tarzda
şekillenirken, Anadolu'daki güç dengeleri de baştan sona
değişmeye başlayacak, Osmanlı Devleti, Kadı Burhaneddin’in
hakimiyet sahasını daraltmaya başlayacaktır.
Kadı Burhaneddin'in
Niksar'ı ele geçirerek Taceddinoğullarını kendine tâbi hale
getirmesinden fazla bir süre geçmeden, Mahmud Bey
Candaroğulları, Taşan oğulları ve Bafra beyleri ile Kadıya
karşı ittifak hazırlamışlar, tam Sivas'a doğru harekete geçmek
üzere iken Osmanlıların Candaroğulları beyliği üzerine
yürümesi üzerine niyetlerini ertelemek zorunda kalmışlardır.
Kendisine karşı kurulan ittifak girişiminde başarısız
olunmasına rağmen harekete geçen Kadı Burhaneddin, bulunduğu
bölgede önemli bir denge unsuru haline gelen ve 1394'te
Timur'un yaptırdığı tespite göre Canik'teki muhalifleri
arasında 6.000 askerlik gücü ile en büyüğü olan
Taceddinoğullarını yanına çekmeye çalışmıştır. Sivas
sultanının Amasya'yı almasından sonra kısa süreli de olsa
müttefik oldukları görüntüsünü veren Taceddinoğulları, Kadı
Burhaneddin'in bölgedeki etkinliği azalınca tekrar muhalefete
başlamış ve bu sefer de Osmanlı Devleti ile ittifak kurmuştur.[16]
Nihayet 1398'de, Kadı Burhaneddin ile Akkoyunlu Karayülük
Osman arasında çıkan savaşta Sivas hükümdarının mağlup olması
ve harp meydanında ölmesi üzerine,[17]
Niksar beyliğinin Canik havalisindeki faaliyetlerini
sınırlayan en büyük düşmanı ortadan kalkmış ve
Taceddinoğulları Osmanlı Devleti ile kurduğu ittifak sayesinde
büyük bir hareket serbestliğine kavuşmuştur.
Taceddinoğullarının
Osmanlı tâbiyetine girmesi, Sultan Bayezid (1389-1402) Canik’i
ele geçirdiğinde, bölgedeki beyler ve Amasya emiri Ahmed
Bey'in Osmanlıların hakimiyetini tanıması ile olmuş,
çevresindeki herkes gibi Alp Arslan Bey de Osmanlı saflarına
geçmiştir.[18]
Taceddinoğulları ile Osmanlılar arasındaki ittifak kısa süre
sonra gerçekleşen bir hadise ile Niksar beyliği açısından ne
derece önemli olduğunu göstermiştir. Solak-zâde'nin kaydına
göre, 1403 başlarında Kubadoğullarının Niksar kalesini
muhasara etmesi üzerine, Çelebi Mehmed (1413-1421) hemen
bölgeye gelmiş, Kubadoğlu beyini mağlup ederek bölgedeki diğer
bir Türk beyliği olan Taşanoğullarına sığınmak zorunda
bırakmıştır.[19]
Niksar beyliğinde
Osmanlıların metbu olarak tanındığı bir sırada, Mahmud Bey'le
taht mücadelesi yapan ancak başarılı olamayan kardeşi Alp
Arslan'ın oğulları olan Hüsameddin Hasan ve Hüsameddin Mehmed
Yavuz, amcalarının Niksar taraflarına hakim olmasından sonra
Samsun ve Çarşamba mıntıkasına giderek bu yörede kendi
başlarına hareket etmeye başlamışlardır.[20]
Ankara Savaşı'ndan sonraki dönemde Hasan Bey bağımsız
davranmaya devam etmiş,[21]
hatta Osmanlı Devleti'nin fetret devrine girmesi ile birlikte
topraklarını genişletmeye başlamıştır. Bir kayda göre,
Taceddinoğlu Alp Arslan'ın oğlu Hasan Bey, Kubadoğlu Cüneyd'i
yenerek Canik'i ele geçirmiştir.[22]
Bunun üzerine Çelebi Mehmed, Anadolu'ya geçme lüzumunu
hissetmiş, 1419'da büyük bir ordu ile Samsun'a gelen Sultanın
gücü karşısında Gâvur Samsun'u koruyan askerler hisarı
yaktıktan sonra gemilere binerek kaçmış ve Biçeroğlu Hamza Bey
orasını ele geçirmiştir. Bundan sonra Müslüman Samsun'u elinde
bulunduran Hızır Bey, savaşmadan hakim olduğu toprakları
padişaha teslim etmiş, böylece Samsun şehrinin her iki kısmı
da Osmanlıların eline geçmiştir.[23]
Canik mıntıkasının sahil kesimini büyük ölçüde ele geçiren
Osmanlı Sultanı, Samsun'u almakla Hasan Bey'in yayılmacı
tavrının önünü kesmiş, ancak beyliğinin asıl hakimiyet bölgesi
olan topraklara dokunmamıştır. Bunun sebebi, Amasya tarihinde
belirtildiği üzere, Kubadoğulları'nın aksine
Taceddinoğulları'nın Osmanlı Sultanı ile yakın ilişki
kurmasından kaynaklanmaktadır.[24]
Osmanlı Devleti'nin
fetret devrini geçirmesinden sonra, II. Murad dönemi ile
birlikte, Anadolu'nun bir çok bölgesinde olduğu gibi Canik
yöresinin de siyasî yapısında önemli değişiklikler olmuştur.
Yeni Osmanlı sultanının Yörgüç Paşa'yı bölgedeki beylikleri
ortadan kaldırma yetkisi ile Amasya valisi olarak atamasından
sonra, bir önceki dönemde Osmanlı sultanı ile yakınlıkları
bilinen Taceddinoğullarının da bağımsızlığı tehlikeye
girmiştir. Osmanlı tarihlerindeki kayıtlara göre, 1427-1428'de
Hasan Bey'i bir düğüne davet ederek burada kendisini
tutuklatmak isteyen Yörgüç Paşa, Taceddinoğlu emirinin davete
katılmaması ile bu emeline ulaşamamış, ancak Amasya valisinin
memleketini zaptedeceğini sezen Hasan Bey haber göndererek
kendisinin memleketini teslim edebileceğini bildirmiş ve
Osmanlı hakimiyetini kabul etmiştir. Bununla birlikte Yörgüç
Paşa, Hasan Bey'i yakalatarak Bursa'da bir hisara
hapsettirmiş, akrabaları Amasya'ya gönderilmiş ve toprakları
Osmanlı Devleti hakimiyetine girmiştir.[25]
Böylece Canit-i Göl olarak bilinen bugünkü Çarşamba ve Terme
bölgesi Osmanlıların eline geçmiştir.[26]
Bursa'da hapsedildiği hisardan kaçan Taceddinoğlu, iki yıl
kaçak olarak yaşadıktan sonra tekrar Osmanlı Sultanına
sığınmış ve kendisine Rumeli'de tımar verilmiştir.[27]
Osmanlı fethinden
yaklaşık çeyrek asır sonra gerçekleşen Şeyh Cüneyd'in Trabzon
seferi, Taceddinoğullarının yaşadıkları yöredeki etkinlikleri
konusunda çok önemli bilgiler vermektedir. 1447'de babasının
yerine Safevi tarikatının başına geçen Şeyh Cüneyd, amcasının
tarikat liderliğini ele geçirmesi sebebi ile Erdebil'den
ayrılarak Anadolu'ya, daha sonra Suriye'ye geçmiş, ancak
buradaki siyasi hadiseler üzerine yanında hemen hemen kimse
kalmayacak şekilde tekrar Anadolu'ya gelerek Canik'e
gitmiştir. Bu sırada bölgede vali olan Mehmed bey şeyhi iyi
karşılamış olmalıdır, çünkü şeyh, Trabzon'u ele geçirerek
bölgede bir devlet kurmaya çalışmış, bölgeden aldığı destek
ile Trabzon'u kuşatmıştır.[28]
Batılı
araştırmacının eserinde vali olarak adlandırılan Mehmet Bey,
aslında Taceddinoğlu sülalesinden gelmektedir. Osmanlı
padişahı II. Murad'dan mülk isteyen Cüneyd, bu isteği kabul
edilmedikten sonra Anadolu'nun çeşitli yerlerinde dolaşmış ve
taraftar toplamış, daha sonra yukarı Kelkit vadisinden
hareketle Canik bölgesine gelmiş, burada, Taceddinoğlu Mehmed
Beyle buluşmuştur. Bu sırada Rum Devleti zayıf bir durumda
olduğundan Şeyh Cüneyd Trabzon ve yöresini fethederek orada
bir beylik kurmaya karar vermiştir. Anadolu'daki bütün
müritlerini silahlı olarak yanına davet ettikten sonra
Taceddinoğlu Mehmed Bey ile Trabzon üzerine yürüyen[29]
Şeyh Cüneyd, büyük başarılar kazanmasına rağmen şehri ele
geçirememiştir.[30]
Niksar merkezli
olarak kurulan ve sahilde Çarşamba ile Terme'ye kadar
yayılmayı başaran, zamanla deniz kıyısındaki arazisini
Samsun'dan Ünye'ye kadar genişleten Taceddinoğulları beyliği,
Canik havalisinin Türk yurdu haline gelmesinde önemli bir rol
üstlenmiştir. Türkiye Selçuklu Devleti döneminde Samsun
civarına yerleştiği tahmin edilen ve Moğol istilasından sonra
Doğanşah’ın bağımsız hareket etmesi ile ismi duyulan
Taceddinoğulları, Karadeniz bölgesine yerleşen Türkler
arasında, hem çevresindeki Türk beyliklerini bir araya
getirerek Anadolu'ya hakim siyasî güçler ile çatışabilecek
askerî gücü hem de Trabzon Rumlarına üstünlüğünü kabul
ettirmesi ile ön plâna çıkan bir Türk beyliğidir.
1386’da on iki bin
askerlik bir güce sahip olduğu bilinen Taceddinoğulları,
yaklaşık altmış bin civarında bir Türk nüfusuna malikti. Bu
husus, o dönem itibarı ile Karadeniz'in etnik yapısının
Türkler lehine değişmesinde Taceddinoğullarının ne derecede
önemli bir nüfusa sahip olduğunu gösterir. Ancak, Taceddin
Bey’in iktidar hırsı yüzünden Hacı Emiroğulları ile
savaşması, beyliğin gerilemesine yol açtığı gibi, Karadeniz
bölgesinin mukadderatını değiştirebilecek bir birliğin
olmaması da Trabzon Rum Devleti’nin 1461'e kadar yaşamasını
sağlamıştır.
1386'daki savaşta
askerî gücünün önemli bir kısmını ve liderini kaybeden
Taceddinoğulları, Osmanlı Devleti ile ittifak kurmalarından
sonra tekrar eski kudretine yaklaşmış ve Kubadoğullarını
yenerek Samsun'a hakim olmuş iseler de, 1428'de Yörgüç Paşa
tarafından ortadan kaldırılmışlardır. Buna rağmen, beyliğin
yıkılışından neredeyse çeyrek asır sonra Şeyh Cüneyd'in
Trabzon seferini ağırlıklı olarak Taceddinoğullarından kurduğu
ordu ile yapması, bu ailenin yaşadığı bölgedeki nüfuzunu
ortaya koymaktadır.
*
Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi,
ELAZIĞ. E-posta: itellioglu@firat.edu.tr
[1]
Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi III, İstanbul 1927,
s. 11, 28.
[2]
Mevlüt Oğuz, "Taceddin Oğulları",
DTCFD, VI/5, (1948), s. 471-473.
[3]
Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi III, s. 28-30.
[4]
Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Ankara
1993, s. 319.
[5]
Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi III, s. 67.
[6]
Aziz b. Erdeşir-i Esterâbadî, Bezm u Rezm (nşr. M. Öztürk),
Ankara 1990, s. 145-148.
[7]
Anthony Bryer-David Winfield, The Byzantine Monuments and
Topography of the Pontos I, Washington 1985, s. 102.
[8]
Lebeau, Histoire du Bas-Empire XX,
Paris 1836, s. 503-504.
[9]
Kadı Burhaneddin'in Amasya emirini ortadan kaldırması ve
sonrasında bağımsızlığını ilân etmesi için bkz., Aziz b.
Erdeşir-i Esterâbadî, Bezm u Rezm, s. 215-243.
[10]
Kazım Dilcimen, Canik Beyleri, Samsun 1940, s. 33.
[11]
Aziz b. Erdeşir-i Esterâbadî, Bezm u Rezm, s. 146,
297-301.
[12]
Aziz b. Erdeşir-i Esterâbadî, Bezm u Rezm, s. 309-313; K.
Dilcimen, Canik Beyleri,s. 34.
[13]
Lebeau, Histoire du Bas-Empire XX, s. 505.
[14]
George Finlay, The History of Greece and of the Empire of
Trebizond, London 1851, s. 440.
[15]
Aziz b. Erdeşir-i Esterâbadî, Bezm u Rezm, s. 314-315,
402-408; M. Oğuz, "Taceddin Oğulları", s. 480.
[16]
Aziz b. Erdeşir-i Esterâbadî, Bezm u Rezm, s. 382-387,
411.
[17]
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu,
Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1988, s. 164.
[18]
Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi III, s. 149-150.
[19]
Solak-zâde Mehmed Hemdemî Çelebî, Solak-zâde Tarihi I, s.
112.
[20]
İ. H. Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu,..., s.
154.
[21]
M. Oğuz, "Taceddin Oğulları", s. 485.
[22]
Bkz., Neşrî, Mehmet, Kitâb-ı Cihan-Nümâ
II (nşr. F. R. Unat-M. A. Köymen), Ankara 1987, s. 539.
[23]
Hoca Sadettin Efendi, Tacü't-Tevarih II (nşr. İ.
Parmaksızoğlu), Ankara 1992, s. 96-97.
[24]
Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi III, s. 174.
[25]
Mehmet Neşrî, Kitâb-ı Cihan-Nümâ II, s. 601-603; Hoca
Sadettin Efendi, Tacü't-Tevarih II, s. 163-164.
[26]
M. Öz, XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, Ankara 1999, s.
22.
[27]
Åşık Paşaoğlu Tarihi (nşr. Atsız), İstanbul 1992, s. 95.
[28]
Walter Hinz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd (nşr. T.
Bıyıklıoğlu), Ankara 1992, s. 15-22.
[29]
Faruk Sümer, Çepniler, İstanbul 1992, s. 33-35.
[30]
1456 senesinde Trabzon önlerine gelen Şeyh Hasan, şehri
savunan Rum kuvvetlerine karşı büyük başarılar kazanmış,
bu esnada çıkan yangın büyük paniğe sebep olmuş ve halkın
büyük kısmı başka yere kaçmıştır. [Bkz., Miller, William,
Trebizond The Last Greek Empire, Amsterdam 1968, s. 83.]
Kral Ioannis'i maiyeti dağılmış bir şekilde, yalnız elli
kişi ile kaleye sığınmak zorunda bırakan Şeyh Hasan,
kaleyi ele geçiremeyerek çekilmiştir. [Bkz., Hammer,
Osmanlı Devleti Tarihi III, İstanbul 1984, s. 696.] Bu
çekilmenin sebebi, Hızır Bey komutasındaki Osmanlı
ordusunun Trabzon'a taarruz etmesidir. [Bkz., W. Hinz,
Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s. 21.] Bu hadisenin
Taceddinoğulları açısından önemi, aradan yarım asır
geçmesine rağmen, Trabzon Rum Devleti'ni ele geçirmek
isteyen bir şahsın Canik'e gelerek Niksar beylerinden
temin ettiği askerle Trabzon'u kuşatması ve neredeyse
alacak güce ulaşmasıdır. Bu da göstermektedir ki, Osmanlı
Devleti Taceddinoğullarını iltihak etmeyi başarsa bile, bu
aile, nüfus ve güç olarak varlığını uzun süre daha devam
ettirebilmiştir.
|