.
   Makale
 

Veysel USTA 

ERZURUM KONGRESİ’NİN CASUSU (*)  ÖMER FEVZİ BEY VE KONGRE KARARLARI ALEYHİNDEKİ YAZILARI

                                               

            Sömürgeci devletlerce Türk Milletinin tarih sahnesinden silinmesi için hazırlanmış Mondros Mütarekesini kabul ederek gereklerini yerine getiren İstanbul Hükümeti’nden umudu kalmayan Anadolu halkı, kurtuluş mücadelelerinin bizzat kendileri tarafından verilmesi gerektiğini anlamakta gecikmediler. Bu çerçevede Anadolu’nun ücra köşelerinde bir araya gelen yörenin yurtseverleri, daha sonra milli mücadelenin çekirdeğini oluşturma görevini üstlenecek olan  değişik adlarla cemiyetler kurdular. Bunlardan biri olan Erzurum Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, vatan savunması için işbirliği yapmak üzere 30.5.1919 tarihli telgrafla Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’ni Erzurum’da toplanacak kongreye davet ettiler. 1 Uzun zamandan beri böyle bir fırsat kollayan T.M.H.M.C. yetkilileri, acele olarak kongreyi toplayıp bu teklifi görüşerek davete icabet edeceklerini yine aynı tarihli telgrafla E.M.H.M.C. ne bildirdiler. 2

            Bir yandan ülkenin kurtuluşu için Erzurum’da kongre  toplanması kararından son derece mutluluk duyan Trabzon M.H.M.C. yetkilileri bu milli heyecan içinde delegeleri tespit etmeye çalışırlarken, diğer yandan İstanbul Hükümeti’nce Paris konferansına katılmak üzere gönderilecek heyette yeralmak üzere İstanbul’a temsilci göndermekle uğraşıyorlardı. Nitekim Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurucularından Eyübzade Ömer Fevzi başkanlığında bir heyet Trabzon’u temsilen İstanbul’a gönderildi. 3 26 Mayıs’da gerçekleştirilen Şura-yı Saltanat toplantısında Trabzon’un genç ve ateşli delegesi Avukat Ömer Fevzi; Hükümetle milletin ayrı ayrı hareket edemeyeceğini, millet desteğinden yoksun bulunan hükümetlerin Avrupa’da sesini yükseltemeceğini ve karşı tarafca dikkate alınmayacağını belirterek esas kararı vermek üzere bir milli meclis toplanması gerektiğini ifade ederek, mukadderatlarının kendilerinin fikri alınmadan başkaları tarafından belirlenemeyeceğini, milletin kendi mukadderatını kendisinin tayin etmek istediğini belirten uzun ve etkili bir konuşma yaptıktan sonra 4 Tevfik Paşa’ya Trabzon’un hukuk-ı tarihiye ve milliyesine dair bir muhtıra metni sundu.5  Padişah Vahdettin ile de görüşen heyet, maksadını aşan girişimleri nedeniyle6 Trabzon’daki kongre heyeti tarafından 23 Mayıs 1919’da görevlerinin sona erdiğini açıklanarak Trabzon’a çağrıldı.7

            10 Temmuz 1919 tarihinde toplanması kararlaştırılmış Erzurum kongresinin hazırlık çalışmaları, çağrı yapılmış bulunan bütün illerde yoğun bir şekilde sürüdürlüyordu. Kongrenin gerçekleştirilmesini sağlamak ; milli mücadelenin Anadolu’dan başlatılması gerektiği inancıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak çalışmalarına başlamış olan Mustafa Kemal için de büyük önem arzediyordu. Nitekim kongreye katılmak üzere gerekli delegelerin belirlenmesi için bir yandan Valiliklerle doğrudan yazışma yapılırken, diğer taraftan şifre telgraflarla vali ve kumandanlara gerekli tebligatlarda bulunuldu ve nihayet onüç gün gecikmeyle kongrenin toplanması sağlanmış oldu.8

            Trabzon’u temsilen Erzurum kongresine katılacak merkez delegeleri Müdafaa-i Hukuk_ı Milliye Cemiyetince belirlenerek adaylar Mustafa Kemal ve Erzurum M.H.M.Cemiyeti’ne telgafla bildirildikten sonra temsilciler guruplar halinde Erzurum’a hareket ettiler. Ancak Of ve Sürmene temsilcilerinin belirlenmesinde önemli güçlükler yaşandı.. İstanbul’da maksadını aşan girişimler içinde bulunduğu için görevine son verilerek geri çağrılan Ömer Fevzi , M.H.M.C. tarafından Erzurum kongresine katılacaklar arasında yer almamıştı.Bunun üzerine Of’a gidip Müftü ile gizli bir görüşme yaparak ondan ; kendisinin birinci, Vakfıkebirli Bahriyeden emekli Şükrü Efendi’yi 9  ikinci delege tayin edildiğine ilişkin belge aldı. Ancak daha önce Hafız Yunus Efendi’yi Of temsilci seçmiş olan M.H.M.C. Of şubesi yetkilileri, kendilerinden habersiz yapılmış olan bu işi çabucak haber alarak   Erzurum M.H.M.C. Başkanlığına bir telgraf çekip Ömer Fevzi ve Şükrü Efendi’nin delege olarak kabul edilmemesini istediler.10 Ancak bu yoldan emeline ulaşamayan Ömer Fevzi bu kez başka bir yolu denedi ve Sürmene Kaymakamı olan kayınbiraderi Selahaddin Abanozoğlu’nun da yardımıyla Sürmene temsilcisi seçilerek Erzurum kongresine katılma hakkını elde etti.

            Kazım Karabekir, doğunun değişik il ve ilçelerinden Erzurum’a gelen delegeleri 12 Temmuz’da kabul ederek onlara ; toplanacak kongrenin Anadolu’nun kurtuluşu için dönüm noktası olacağını , alınacak kararların milletin birlik ve beraberliğinin tezahürü olması gerektiği yönünde görüşlerini ifade ettiği bir sırada söz alan Ömer Fevzi’nin ;”orduya artık lüzum yoktur, herkes silahını evine taşısın. Harb-i umumi bitti, ordunun dağıtılması kanaatindeyim” demesi üzerine ortam birden gerginleşti. Erzurum kongresine gelenler arasında böyle bir zehirli dimağın bulunmasını büyük bir talihsizlik olarak nitelendiren Karabekir ; kendisini bir daha bu gibi tehlikeli beyanlarda bulunmaması yönünde uyardı.11 

            Kongre öncesi bir araya gelen Trabzon delegeleri, kongre başkanlığına kimin getirileceğini konuşurlarken söz alan Ömer  Fevzi ; milletin içinden doğan böyle bir kongrenin başkanlığına tanınmış bir kişinin, hele bir komutanın getirilmesinin yurt dışında kötü yankılar yapacağını, bir kişinin peşine gidildiği şeklinde yorumlanacağını belirterek buna kesinlikle karşı olduğunu12 açıklarken hiç kuşkusuz Mustafa Kemal’i kastediyordu. Zaten İstanbul’dayken Amerikan Mümessilliğini ziyaret etmesi nedeniyle şüpheleri üzerinde toplayan Ömer Fevzi ; delege seçilmesi sırasındaki karmaşık ilişkileri ve Kazım Karabekir’in kabulü sırasında sarfettiği sözlerinden dolayı kuşku odağı haline gelmişti. Mustafa Kemal’in kongre başkanlığına getirilmesinin önünü kesmek için sarfettiği bu sözleri ve bu sözlerin delegelerin bir kısmı arasında taraftar bulduğu izleniminin doğması, Ömer Fevzi’nin güvenirliliğini iyice sarstı.

            Nihayet 23 Temmuz günü yapılan bir törenle kongre açıldı. Yoklama yapılmasından sonra  başkan seçilmesine geçilmesi esnasında söz alan Ömer Fevzi, üyelerin birbirlerini tanımaları için başkanlık seçiminin ertesi güne ertelenmesini teklif etmesi üzerine söz alan diğer Trabzon delegesi Servet Bey seçimlerin ertelenmesi için herhangi bir neden bulunmadığı söyleyerek seçimlerin gizli oyla yapılmasını önerdi.

Seçimlerin ertelenmesini isteyenlerin diretmelerine rağmen seçimler yapılarak tek aday olan Mustafa Kemal başkanlığa getirildi.13 Başkan vekillikleri ve diğer üyelikler ile komisyon seçimleri yapıldıktan sonra ilk günkü toplantı sona erdi. Kongrenin görüşmelere fiilen başladığı 24 Temmuz’dan itibaren sona erdiği güne kadar yapılan görüşmelerde bir çok komisyonda yeralarak alınacak kararlar hakkında görüşler üreten, öneriler sunan, önergeler veren, özellikle de görüşülen her madde hakkında söz alarak fikirlerini beyan eden kişilerin en başında hiç kuşkusuz Ömer Fevzi geliyordu.Ancak hiç umulmadık zamanlarda beklenmedik önergeler sunması, onun kongreye belli bir amaca hizmet etmek üzere katılmış olabileceği yönünde kuşkular doğuruyordu.13 Kongre görüşmeleri tamamlanmak üzereyken Ömer Fevzi ve arkadaşları tarafından 22 maddelik bir program taslağı sunuldu. Son dakikada sunulan bu taslakta dikkati çeken en önemli husus, doğu illerinin adem-i merkeziyet esasına dayanan bir yapılanmaya kavuşturulması ve düzenli ordu yerine milis kuvvetlerinin teşkilinin istenmesi idi. Beklenmedik anda yapılan ve kongrenin ruhuna aykırı olan bu teklif, Ömer Fevzi hakkında zaten zihinlerde belirmiş olan şüphelerin iyice perçinlenmesine neden oldu. Ve teklif kongrede şiddetli bir hücuma uğrayarak reddedildi.14  Baştan beri millet iradesinden yoksun bulunduğu ve bir hükümetmişçesine keyfi uygulamalar yapabileceği endişesini izhar ederek Heyet-i Temsiliye oluşumuna karşı çıkmış bulunan Ömer Fevzi, kendisi gibi düşünen diğer dört arkadaşıyla birlikte kongrenin kapanış günü olan 7 Ağustos Perşembe günü yapılan seçime katılmayarak 15 hazırlanan beyannameyi imzalamadı.16

            Ömer Fevzi’nin kongre öncesi Mustafa Kemal’e karşı olan tutumu, kongre esnasındaki tartışmaların da etkisiyle sonuçta, Erzurum Kongresini ve burada alınan kararları tanımamakla sonuçlandı. Kongrenin tamamlanmasından sonra arkadaşlarıyla birlikte Erzurum’dan ayrılan Ömer Fevzi, can güvenliği nedeniyle farklı bir güzergahtan hareketle Sürmene’ye, oradan da Trabzon’a geldi. Trabzon’da çıkardığı “Selamet” gazetesinde 17  Erzurum Kongresi hakkında şidetli yazılar yazarak bu sefer de basın yoluyla milli mücadelenin önünü kesmeye girişti.Anadolu’nun doğu vilayetleri halkının içinde bulundukları felaketten kurtulma çareleri aramak üzere samimi duygularla topladıkları Erzurum Kongresi’ne ; toplantıyı organize eden cemiyetlerin üyesi olmadığı halde şahsi ve siyasi bazı emelleri nedeniyle katıldığını belirttiği Mustafa Kemal ile Rauf Bey’in kongreyi gerçek amacından uzaklaştırmaya çalıştıklarını ve bu hareketin felaketle sonuçlanacağı mahiyetinde günbegün  yazılar yazarak Trabzon halkını zehirlemeye çalışıyordu.18 Gezetesindeki Erzurum Kongresi ve Mustafa Kemal’e yönelik ateş püsküren yazılarının yanında İhtiyat Zabitan Cemiyeti’nde alehde konferanslar veriyor, toplantılar yapıyordu.19 

Trabzon’da önemli çalkantılar yaratan bu yayınlar ve girişimler Tümen komutanı Halit Bey’in dikkatini çekmiş ve Kazım Karabekir’e bir telgraf göndererek Ömer Fevzi’nin Selamet gazetesinde kongre, Mustafa Kemal ve bilhassa Rauf Bey aleyhine yazdığı yazıların efkarı aleyhimize sürüklediği, bu durumun Sivas Kongresinini başarısına gölge düşüreceği belirtilerek Ömer Fevzi’nin susturulması hakkında izin istemişti.20 Halit Bey’in ataklığını ve Trabzon’un hassas durumunu iyi bilen Karabekir ; Ömer Fevzi hakkında araştırma yaptığını, onun elli sene evvel Rum iken ihtida eden bir aileye mensup olduğunu 21  belitttikten sonra derhal yakalanarak Erzurum’a gönderilmesini Trabzon Mevki Kumandanlığından istedi. Ayrıca böyle müntehi ve kanı bozuk kimselerin Sivas Kongresi’ne girmesi ihtimaline nazarı dikkati celb için durumu Sivas’a da bildirdi.22  Tutuklanacağı haberini alan Ömer Fevzi, bir süre şehirde saklandı ancak Vali Mehmet Galip Bey’in tutuklanmasından sonra Trabzon’da daha fazla barınamayacağını anlayarak gizlice İstanbul’a kaçtı.23 Milli Mücadeleden sonra 150’likler listesine alınan Ömer fevzi, 1938’de çıkan af yasasından yararlanarak yurda döndü ve 1951 yılında büyük bir boşluk ve yalnızlık içinde öldü.24

            Milli mücadeleyi Anadolu’dan başlatmak üzere Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in, bu mücadelenin önderi olarak kabul edilmesinin ilk ve en belirgin kanıtı olan Erzurum Kongresinde ; bir Trabzon delegesi olarak ilk ciddi muhalefet hareketini başlatan Ömer Fevzi’nin misyonunu daha sonra yine bir Trabzon Milletvekili olan Ali Şükrü Bey hem mecliste, hem de çıkardığı Tan gazetesindeki yazılarında sürdürecekti. Ancak ne bunlar, ne de buna benzer sayısız girişimler; O’nun ulusal bağımsızlık mücadelesindeki meşalesini söndüremeyecek, 19 Mayıs 1919’da başladığı mücadelesini çelik iradesi sayesinde başarıyla sonuçlandırmasını engellemeye yetmeyecekti. Milli mücadeleden başarıyla çıkarak Türkiye Cumhurieti’ni kuran Atatürk , Nutuk’ta Erzurum Kongresini anlatırken Ömer Fevzi hakkında şunları söyleyecekti.”...Mesela, düşman casusu olup her nasılsa Trabzon Vilayeti’nde bir yerden kendini kongreye temsilci tayin ettirerek gelen Ömer Fevzi Bey ve onun arkadaşları gibi. Bu şahsın sonradan Trabzon’da ve oradan kaçtıktan sonra İstanbul’daki faaliyet ve hareketleriyle hıyaneti sabit olmuştur....”25

 

 

ERZURUM KONGRESİNİN MUKARRERATI : I (*)

 

 

            Ermeni ve Rum metalibi karşısında millî, siyasî, iktisadî menâfide müşterek bulundukları tahakkuk eden Şarkî Anadolu Vilayetleri halkının samimi arzusuyla Erzurum’da bir kongre akdetmeleri ve dûçâr olacakları zarar ve felaketleri düşünerek ana göre bir tedbir ittihaz eylemek teşebbüsünde bulunmaları bu vilayetler ahalisinin göz göre göre ayaklar altında çiğnenemeyecek bir cevher-i millîye malik olduklarına şüphe götürmez bir şahit olmuştur.

            Buhranlar, felaket tufanları milletlerin hayat-ı siyasiye ve ictimaiyesinde tekâmül ve terakkinin müsabaka imtihanları mesabesindedir. Yeter ki bir millet haysiyet ve şerefle, zillet ve sefaletten azâde bir insan gibi yaşamak istidad ve kabiliyetini hâiz olsun. Böyle bir milletin daima saadet-i aliyeye namzed olduğunu tarihin son misalleri bir hakikat olarak isbat etmiştir.

            Harb-i umumi mübârezesinde, bu cehennem tufanları sahnesinde çarpışan Türklerin esaret ve zillete layık oplmadığı galiplerin de teslim edecekleri bir haktır.

            Umumi ve hususi tarihi baştab başa mübareze ve cidal gürültüleri, dağdağasıyla dolmuş olan Türkler, denilebilir ki sükun ve huzuru hissetmeden doğar, yaşar ve ölür.

            Bu cevher-i ceng ü cidal, saha-i ilm ü fennde kudret-i mesaisini bezledecek bir zemin ve zaman bulamamak bedbahtlığına uğramış, geçtiği yollarda ziya ve nur uğrakları bırakarak rehberlere, muktedalara nâil olmamış, çorak yerlerde akıp gitmiştir.

            Fakat her cevherin bir devr-i tekâmülü vardır. Bu fırtınaları, bu buhranları bizim milletimizin de istidâd ve kabiliyetinin tekamülünü izhâr eden esbâb ve avâmili olmak üzere telakki etmelidir.

            Milletlerin haşr u neşr edildiği bir zamanda Türklerin medfun-- kabristan olmalarına ihtimal verenler, yarın önlerine çıkacak cehennemî bir isyan ve ihtilali volkanlarını hesaba katmayan, milletlerin tarihinin münkir ve münafıklarıdır ki adalet-i İlâhiyeden bî-haberdirler.

            Bizim insanımız sarsılmaz bir salâbetle milletimizin yaşayacağına kanaat bahşolmuştur. Bizim için kuyu kazanların  sonunda içine kendilerinin düşeceklerinden eminiz.

            Erzurum Kongresi, her türlü felaketlere rağmen Şarkî Anadolu Vilayetleri halklarının zilletten ve esaretten adâde yaşamak istidadının bir tecelli-gâhıdır.

            Bu Kongre İzmir hadise-i işgali üzerine kanuni teşekküllere mazhar olan Vilâyet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin bir an ve zamanda yekdigerine vuku bulan teklif ve davetinin mahsulü olduğunu müsbit ve müberhendir.Hiç bir şahsın teşvik ve tesiriyle vücuda gelmediği zahirdir.

            Kongre, tehlikeyi idrak eden bir zümre-i milliyenin müşterek bir zararı defetmek maksadıyla galeyan etmiş hissiyat-ı vataniye ve milliyesinden doğduğuna inanmak her hak ve hakikat-perver bir vicdan bir vazifedir.

            Ortada bir şâibe var ve bunu makam-ı hükümet ilan ediyor.Bazı kimselerin taht-ı tesir ve teşvikinde milli kongreler akdolunmakta ve Meclis-i Mebusan’a muadil bir şekil ve mahiyet verilmekte imiş. Bu gayrı kanuni ictimaların men’i ve müteşebbislerinin tecziyesi tebliğ edildiğinden Erzurum Kongresi’nin de bu cümleden addolunup olunmayacağı varid-i hatır olmak lazım gelir.

            Erzurum Kongresi, İzmir hadisesi üzerine Türkiye’nin taksimi, Şarkî Anadolu Vilayetlerinin Rum ve Ermeni menafii ayrılması gibi şayân-ı kayıt ve endişe olan bir saik ve tesir ile knuni cemiyetler arasında akdi tasavvur edilmiş millî ve ailevî bir ictimadan başka bir mahiyeti haiz değidir.

Makam-ı Hükümetin bu tebliği, o zan ve zehâbı Erzurum Kongresine matuf olmayıp Sivas’ta ictima edeceği istihbâr edilen ve her vilayetten murahhaslar celb ve davet kılınan kongreye ve emsaline ait olsa gerektir.

            Sivas’ta ictima edecek kongrenin kimler tarafından ve ne maksatla davet edildiği hakkında kati bir malumata destres olamadığımızdan Makam-ı Hükümetin bu kongreyi menafi-i milliyeye mugayyir addetmesinde ne derece haklı olduğunu şimdiden tayin ve takdir etmek istemiyoruz.

            Efkâr-ı umumiyede ve Makam-ı Hükümet nezdinde Erzurum Kongresi’ni son safhada şahsi tesirler ve sâikler mertebesine tenzil ettiren, bidayetindeki ehemmiyet-i milliye ve ictimaiyeyi iskat ettiren, hiç şüphe yok ki Vilayât-ı Şarkiye ahalisinden olmayarak sabık Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa ve Bahriye Nazır-ı Esbakı Rauf Bey’in Kongreye murahhas sıfatıyla dahil olması ve Mustafa Kemal Paşa’nın Kongre riyasetine tecelli etmesidir.

            Şarkî Anadolu Vilayetleri halkının kendi sahalarına ait tehlikenin vukuu endişesiyle teşkil ettikleri cemiyetlerin azâsı meyanında bir mevkii bulunmamak lazım gelen şahısların, o cemiyetler kongresine murahhas sıfatıyla intihâb edilmeleri ve yerli ahaliden olmayan zevâtın riyaser mevkiine çıkarılmaları, Kongre’nin dahil ve harice karşı olan mevki-i siyasiyesini şüphe-dâr bir hale koyabilir.

            Mustafa Kemal Paşa muhterem bir zât olabilir ve herkes ona bir nazar-ı teveccüh ve ihtiram ile bakabilir. Fakat Şarkî Anadolu Vilayetleri ahalisinin sırf kendi sahalarına ait mesâilin müzâkerâtına mahsus olacak mahalli bir kongreye dahil olması, elbette o kongrenin vaziyet-i siyasiyesini yâr u ağyâr nazarında değiştirir.

            Erzurum Kongresi’nin maksad-ı ictimâı, Şarkî Anadolu Vilayetleri halkının Ermeni ve Rum tehlikesine uğraması ihtimaline karşı vicdani ve insani tedâbir ittihaz etmek ve âlem-i medeniyete adaletten istiâne ederek feryad eylemekten ibaret iken, ordu müfettişliğinden bir maksad-ı siyasi ile istifa etmiş bir zâtın yerli ahaliden olmadığı halde kongreye dahil olması ortaya toplananların efkâr ve hissiyatını su-i tefsir ve tevil ettirecek bir mahiyette telakki edileceğini inkar etmemek icab eder.

            Biz efkâr-ı umumiye-i cihanı aleyhimize tahrik etmek için değil, bilakis haklı ve mazlumâne feryadlarla lehimize çevirmek mecburiyetinde bulunuyorduk. Mustafa Kemal Paşa’nın şüphe ve tereddüdü celbeden vaziyet-i şahsiyesine Bahriye Nazır-ı Esbâkı Rauf Bey gibi Balkan Harbi’nde Akdeniz’de, Harb_ı Umumide İran sahasında sergüzeştler, evet şahsi ifratkarlıklar arkasında koşmuş, Talat ve Enver’lerin havasıyla dem-güzâr olmuş, yâr u ağyâr nazarında mesuliyete layık görülmüşbir zâtı inzimam etmesi, bu defa da Erzurum Kongresi’nde murahhas olarak bulundurulması Şarkî Anadolu Vilayetlerinin samimiyetle ictima ettirilmiş milli kongresindeki tabiiliğin bî-tamamiha ihlaline sebebiyet  ermiştir.

            Erzurum Kongresi’nin ehemmiyet-i siyasiyesi ancak hiç bir şahsın, hiç bir saikin taht-ı tesirinde bulunmadığı gösterilmekle tezahür etmiş olacaktı. Mustafa >Kemal Paşa ve Rauf Bey’in kongrede tecelli etmesiyle bu ehemmiyetin esasından zâil olduğuna şüphe bırakmamıştır.Bunun aksini iddia edeceklere

                        “Düşmek etrafı görmemektendir”

 hakikat-i aliyesini tekrara etmekle bir fikr-i ikaz vermiş oluruz.

            Menâfi-i müştereke  esasına müstenid olarak Erzurum Kongresi’ne murahhaslarını i’zâm eden Trabzonlular, on seneden beri acı felaketlerle tecrübe ettikleri şahsiyet siyaseti arkasında sürüklenmek isteyemez. Bu siyaseti tasvip edenler, on seneden beri peyrav oldukları Talat ve Enver’lerin kanlı izlerini bir daha tecrübe etmek isteyen menfaat ve ikbal düşkünü muhterisler, tashih-i ahlak ve efkâr edemeyen müfterislerdir.

            Artık, Trabzonlular sâfiyet ve hamiyetlerinden istifade etmek arzusunu perverde edenlerin sözlerine aldanmayacaklardır. Ümit ederim ki muhterem halkımız Erzurum Kongresi’nden Avdet eden murahhaslardan cereyan eden müzakerât ve ittihâz olunan mukarrerâtın esbâb-ı mucibesini sormak arzusunu izhâr edecekler ve milli cemiyetin heyet-i merkeziyesi muvacehesinde leh ve aleyhde murahhasların mütalaâtını dinlemek ve zarar u felakette alakadar bulundukları bu mesâili tedkik etmek isteyeceklerdir.Bence murahhas efendiler Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti heyet-i merkeziyesi muvacehesinde gelip geçen müzakerâta dair umumi mütâlaâtta bulunmalı ve mahut İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kongre müzakerâtı gibi perde altında kalmamalıdır.

            Kongre’nin siyasi hatıralarını bu sayfalarda tekrar etmekle vazife-i vicdaniyemi ifa edeceğimi kârilerime vadeyliyorum.

 

ERZURUM KONGRESİNİN MUKARRERATI : III

 

            Kongre beyannamesinin mukarrerâtını gösteren dördüncü maddesinde hükümet-i merkeziyenin bir tazyik-i düveli karşısında buraları terk ve ihmal ıztırarında kalması ihtimaline göre mevcudiyet ve hukuk-ı milliyeyi kafil-i tedabir ittihaz olunduğundan bahsediliyor.

            Bu maddenin mündericâtı pek büyük bir ehemmiyetle düşünülmesi, bugünden yarına ait hadisâtı  ve vekayii göz önüne getirip gözü kapalı, kulağı tıkalı, şunun bunun keyif ve arzusu peşinde sürüklenmemek için şimdiden anlaşılması elzemdir.

            Basit ve bir balışta ehemmiyetten âri  olan bu madde, yarın mukadderâtımızın nasıl bir şekil ve mahiyet alacağını tayin etmekte olduğundan biraz sık eleyip dokunulması mecburiyetini cümlemizin vicdanına tahmil eder. Bu maddenin muhtevi olduğu mana ve mefadı bugün ihmal edenler yarınki feleketin mesuliyetine katlanmak istediklerini düşünmelidirler. Bu maddeyi bugün muvacehe-i millete tahlil ederek altındaki mana ve maksudu dalâiliyle izah etmek mecburiyet-i vicdaniyesindeyim.

            Çünkü bu mukarrerâtın yarın zuhur edecek mesuliyet ve felaketinden hariç kalmakla hiç olmazsa istitaat-ı vicdaniye ve ruhiyemi temin etmiş olacağım. Sükut-ı ihtiyar etmek yâr u ağyâra karşı kabul ve tervic demek olacağından bilahere mesuliyet-i maddiye ve maneviyesinden kurtulmak imkanı yoktur. Bir kere zincir-i günahı boynuna takanların azabından aman bulamayacaklarını ve bu meyanda masumların da ateşe yanacaklarını son felaketimizin mesâiliyle anlamalıyız. Bu hakikati görüp sesini yükseltmesi lazım gelenler köylüden ziyade şehirlerde yaşayan ulemâ, eşraf, muteberân, münevverân ve tüccardan olan zevât-ı mütefekkirenindir. Bunların bu mukarrerât karşısında sükut etmeleri göz göre göre milletin başına bela satın almalarıdır.

            Beyannamedeki bu dördüncü maddenin muhteviyatı şudur:

            1-Hükümet-i merkeziye idare-i umur uhdelerine tevdi olunan heyet-i vükelanın düvel-i itilafiyenin tazyiki ile Şarkî Anadolu Vilayetlerini  ki Trabzon da bu meyanda farz olunuyor) düşmanlara terk etmek veya bu vilayetlerin işgaline karşı sükut eylemek ihtimali bulunursa bu vilayetlerin makam-ı hilafete merbutiyeti ibka edilmek ve mevcudiyet ve hukuk-ı milliye muhafaza olunmak üzere icabeden tedbir ittihaz olunmuştur.

            Bu tedbirin sarahaten zikredilmemesi daha ziyade tereddüd ve iştibaha bais olacağından nizamnamede tafsilatıyla münderic bulunan bu meseleyi tavzih etmek kongrenin yâr u ağyâr nazarında sarih ve açık bir politika takip ettiğini göstermektedir. Bu kanaatle kayfiyeti tedkik ediyorum :Maddenin netice-i hükmü hükümet-i merkeziye Şarkî Anadolu vilayetlerini terk ve ihmal eylediği halde mukavemet ve müdafaa esasını tatbik etmek üzere bir idare-i muvakkata, tabir-i sarihle bir hükümet-i muvakkata ilan olunacaktır.

            Meselenin ehemmiyeti, bu hükümet-i muvakkatayı icabe ettirecek sebebin muvafık-ı hal olup olmamasıve filhakika ahval ve hadisat-ı siyasiyenin böyle bir harekete lüzum gösterip göstermemesi ve bunun zaman ve icabında yapılıp yapılmaması ve bir de bu hükümet-i muvakkatayı ve azasını kimlerin ilan ve intihab hakları bulunduğunun takdir ve tayin edilmemesidir.

            Bir hükümet vücuda getirmek yeniden bir idare-i hükümet tesis eylemek ve böyle bir hükümete lüzum göstermek o idare dahilinde bulunacak her ferdin rıza ve muvafakatını meydana çıkaracak bir meclis-i müessesenin intihabıyla mümkün olabilir. Bunun için de ya rey-i âmm tarikiyle arâ-yı umumiyeye müracaat etmek veya meclis-i mebusan intihabı vechiyle bir intihab yapmak lazım gelir.Bunun hilafında vuku bulacak hareket ve teşebbüsler şahsî amâl ve efkâr arkasında halkı sürüklemekten başka bir şey değildir.

            Kongre hükümet-i muvakkatanın ilanını icab ettirecek esbâb  ve anın zamanının takdir ve tayin olunması selahiyetini her türlü mukarrerât-ı siyasiye ittihazına mezun olmak itibarı ile kabul ve intihab ettiği heyet-i temsiliyeye nâmı- diğerle yeni cemiyetin merkez-i umumisine tevdi etmiş oluyor. Şu halde de heyet-i temsiliye nâm-ı diğerle merkez-i umumi yarın öbür gün ve her ne zaman hükümet-i merkeziyenin Şarkî Anadolu vilayetlerini terk ve ihmal ettiğine bir karar verip hükümet-i muvakkateyi ilan ettirmek ve hükümet-i muvakkata azâsını intihab eylemek selahiyetini hâiz bulunmaktadır. Bu derece vasi bir selahiyeti ihrâz eden heyet-i temsiliye manen ve maddeten milletin vekalet-i umumiye-i mutlakasını temsil ediyor demektir. Bugün hükümet-i merkeziyenin heyet-i vükelasına hiç bir vechile bahş olunmayan bu derece vasi bir selahiyeti heyet-i temsiliyeye vermek acaba milletin vekalet-i ammesini temsil etmek üzere bir intihaba mazhar olmayan kongre murahhaslarının malik olduğu bir hak mıdır? Elbette hayır. Böyle bir hakka sahip olamayan murahhasların öyle bir selahiyet-i vasiayı kendilerinin icad ve ihtira ettikleri bir heyet-i temsiliyeye nâm-ı diğerle merkez-i umumiye bahş etmeleri vaziyetlerini su-istimal ederek milletin mukadderatını bâziçe ederek gayrı meşru bir harekette bulunmaları demektir.

            Bu hareket-i gayrı layıkaya cüret etmeleri, halk nazarında mesul ve muhatab olmalarını iktiza eder.

            On seneden beri memleketi şahsiyetleri arkasında uçuruma sürükleyen mahud merkez-i umumiye bir nazire vücuda getiren bir heyete hakaret-i milliye ve siyasiyemizi ısmarlamaya sâik ve sebep olan bu murahhasların hayat-ı maziyeleri tedkik olunmalı ve ona göre bir fikr hasıl etmelidir. Görülüyor ki bu neticeyi kabul edenler, on seneden beri memleketin siyasetini alt üst edenlerin meclislerinde, mahfellerinde, merkez-i umumilerinde yaşayan o zihniyeti taşıyan kimselerdir.

            Fakat bu adamlar biraz insaf ederek hareket etsinler. Bu memleket ve milletin artık sergüzeşt-perverâne hareketlere tahammülü kalmamıştır.

 

 

         ERZURUM KONGRESİNİN MUKARRERATI : IV

 

            Kongre beyannamesinin üçüncü maddesinde; her türlü işgal ve müdahele, Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine matuf telakki edileceğinden müdafaa ve mukavemet esasının kabul edildiği beyan olunmuştur.

            Mevcudiyet-i milliyesini muhafaza etmek azmiyle hukuk-ı meşrua dairesinde ve kendi hududu dahilinde müdafaa ve mukabelede bulunmak her milletin meşru ve insani haklarındandır. Yaşamak bir hak ise, o hak-ı hayatı bilâsebep ezip çiğnemek isteyenlere karşı zebun olmamak, müdafaa-i nefse kıyâm etmek de beşerin en samimi bir hakk-ı tabiisidir.

            Böyle bir tehlikeye uğrayan ferd olsun, millet olsun aynı hakka maliktir. Bu hakkı inkar edenler zulmü fazilet mertebesine çıkarmak isteyen müstebitler medeniyet-i insaniyeti bâziçe-i amâl etmek peşinde koşan cebâbiredir.

            Kongrenin bu maksat ve bu mülahaza ile her türlü işgal ve müdahaleye karşı müdafaa ve mukavemet esasını kabul etmesi mazur görülmek bir izzet-i nefs ve hakk-ı hayat meselesi olarak telakki edilmek lazım gelir. kendi hakkımızı, kendi mevcudiyet-i milliyemizi nâ-hak yere feda etmemek arzusunu izhâr eylemekle mukaddes bir vazifeyi ifa etmiş bulunacağımıza şüphe yoktur. Vicdanımızdan doğmuş hakkımıza münhasır kalacak böyle bir hareket-i milliyemiz yâ u ağyâr nazarında takdir edilir bile...Hiç bir millet yoktur ki bu hakkımızı teslim etmesin. Hiç bir mahkeme-i aliye tasavvur edilemez ki, bu davada ve bu hareketimizde bizi haksız çıkarmış olsun.

            Mevcudiyet-i milliyemizi, yurdumuzu, ailemizi, ırz ve namusumuzu muhafaza etmek ve bunun uğrunda medeni bir millet şeklinde müdafaa-i nefse kıyâm eylemek her zaman mağlub olsak da, olmasak da mukaddes bir hakkımızdır. Bu hak bizden, kalbimizden nez olunamaz.

            Fakat dikkat edelim ki bu mukaddes hakkın müdafaası aleyhimize müthiş hücumları davet edecek bir mahiyette olmamak zarureti vardır. Yorganımıza göre ayak uzatmak mecburiyetindeyiz. İşin haddini taşırdığımız,şeklini değiştirdiğimiz zaman davamızın müdafaa-i nefse ait hakkımızın rengi, saffeti de ihlal  edilmiş olacağından belayı kendi kendimize davet etmiş bulunacağız. Bizim davamız hükümet-i Osmaniyeyi merbut kalmak üzere Şarkî Anadolu vilayetlerindeki tarihi, milli, siyasi hakkımızın hıfz u siyânet olunmasıdır.

            Bu hakkımızı vesâit-i ilmiye ve hukukiye ile müdafaa etmekteyiz. Yarın bu müdafaatımızın hükümsüz bırakıldığı ve hakkımızın başka bir millet lehine ihlal edildiğini gördüğümüz halde, bütün halkımıza fiili bir vaziyet iktisab edebileceğimizi de söyleyebiliriz. Bizim kimsenin hakkına tecavüz ve taaddi arzusunda olmadığımızın tedkik edilmesine de müheyyayız demekle istihzârât ve harekâtımızın halktan, milletten doğmuş olduğunu isbat etmekle pek büyük bir fazilet izhar eylemiş bulunuruz. Belki de bu sraih ve açık vicdanımızın harekatımıza bir başka renk ve şekil verdiğimiz ve bunu halkın harekât-ı tabiiyesi, mlletin harekât-ı mezbuhanesi halinden çıkardığımız bir gün milli ve ahâli kıyafetinden ordu, harekât-ı askeriye hey’eytine soktuğumuz taktirde Enver’lerin, Talat’ların Avrupalılara karşı takip ettiği hayali ve felaket-engiz sahneyi bir daha, bu defa da başkalarının elinde tekrar etmek hamâkatını, cinayetini irtikab etmiş olacağımızı acı acı düşünmeliyiz.

            Bugün Erzurum Kongresi’ni Mustafa Kemal Paşa’nın, Bahriye Nazır-ı Esbâkı Hamidiye Kruvazör-i Kaptanı sergüzeşt-perver Rauf Bey’in idare etmesi ve mazide Enver’lerin, Talat’ların taht-ı tahakküm ve idarelerinde bulundurdukları, mebusların bu defa da Erzurum Kongresi’nde Mustafa Kemal Paşa’nın ve Rauf Bey’in etrafına toplanması orada yarın başımıza patlayacak yeni bir cephane ihzâr edildiği kanaatini bahş etmektedir.

            Bu cephaneyi hazırlamakta Trabzon’un o mesuliyet-i maziyeyi hâmil olan bir kısım murahhasları ile bilerek bilmeyerek bu şahısların dâm-ı iğfaline kapılan bir kısım rüfekâsı ve aynı surette Erzurum’un bu mahiyetteki bnir kısım murahhasları ve rüfekâsı pek büyük cür’etle hareket etmişler, halkın haberi olmadan, ilm-i taallük etmeden onu bir emr-i vakiin girdâbına sürükleyecek efkâr ve hissiyata tabi olmuşlardır. Bu feci kararın şekil ve mahiyeti hükümet-i muvakkatanın ilanı ve azâsını intihâb hakkının şeref sokağına bir nazire olmak üzere teşkilini kabul ettikleri yeni cemiyetin heyet-i temsiliye, nâm-ı digeri merkez-i umumisine verdirilmesiyle tezâhür ediyor.

            Hükümet-i muvakkatayı derhal ilan ve azâsını intihâb hakkına mâlik olan Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’in ve heyet-i temsiliye azâlığını ihrâz eden Enver ve Talat’ların İttihad ve Terakki meclis-i mebusanında bu gibi felaket ve musibetlerle ihtisas sahibi olmuş sabık mebusların bir türlü ayrılamadıkları ve ayrılamayacakları o meşum zihniyetleriyle ahkâmını ibkâ etmek istedikleri kavânin-i Osmaniye sırasında ahz-ı asker kanununu da tatbike kalkışacaklarından zerre kadar şüphe yoktur.

Ahz-ı asker kanunu, tehlike zamanında seferberliğin bütün kavâidini tatbik ettirecek bir kanun olduğundan harekâtımızın milli bir şekilde mahud seferberlik tufanına inkılâb edeceğini ve bu halkın ahz-ı asker subelerinde dövülerek, sövülerek, bin türlü sefalatlerle hudutlara sevk olunacağını düşündükçe ve bu manzara-i elimeyi gözönüne getirdikçe bunun düşünen ve tasvib edenlere vicdanımdan kopan bir ateş-inefrin ve lanetle bağırmak istiyorum.

            Şöhret ve ikbâliniz, şahsi arzularınız, cahilâne düşünceleriniz için şu evlerinde bakiye kalan efrâd-ı milleti göz göre göre yakmak zevkinden hala kurtulamadınız mı? Hala Enver’in, Talat’ın açtığı mezbahalara dökülen milyonlarca Türk evladının kanları kurumadan yine ordular, seferberlikler ihdas ederek şunun bunun hayaline kurban etmek sevdasında mısınız ?

            Mâzideki günahlarınızı kapatmak için bir çare arıyorsanız gidiniz, Malta’dakiletrle beraber kalplerinize birer hançer saplayarak nâmus-kârâne intihar ediniz. Avrupa’nın ordularını aleyhimize tahrik ettireceğinize, bütün günahkâr arkadaşlarınızla toplanıp bir intihâr ordusu hazırlayınız ve bu milleti de günahınızdan kurtarınız.

            Halkımıza, bî-çare millete sorunuz. Bakalım sizin kabul ettiğiniz ahz-ı asker kanunlarıyla, seferberliklerle keyif ve arzuya tabi olarak hareket istşyor mu ? Bu hakikati onlardan ketm ederek yarın birden bire başlarına bir kıyamet koparacağınızı bildiriniz. Alacağınız cevap, “Allah belanızı versin, biz size Erzurum’a gidiniz de seferberlik ilan edecek bir karar hazırlayınız mı dedik ?” feryâdı olmayacak mıdır ?

            Maskelerinizi indiriniz, milletin karşısına açık bir nasiyye, sarih bir vicdan ile geçiniz. İğfal ile, idlal ile yaktığınız, yıktığınız şu virânedeki insanlara biraz da merhâmet etmenizi beklerdik : Heyhat !

            Biz hakkımızı, mevcudiyet-i milliyemizi, kendi yerlerimized, kendi mülkümüz dahilinde müdafaa etmekle ve bu his-i fikri taşımakla maksadımıza nâil olabiliriz. Ve o zaman bütün Avrupa’nın, Amerike medeni milletlerini, hakka perestiş eden zümresini de kendimize müzâheret ettirmek imkanını bulabiliriz. Ve bu suretle vuku bulacak, bize büyük bir faziletl ve hak bahş edecek, mâzideki hatalarımız tashih edilmiş olacaktır. Bunu düşünenler halk ile beraber olanlardır. Bundan başka hayal ve sergüzeşt arkasında milleti koşturmak isteyenler ; Envereler’in, Talat’ların izlerini takip etmek arzusunda bulunanlardır. Yâ Rabb, bu cahillere biraz insaf.

  

                                                                                                          Eyübzâde Ömer Fevzi

 

 

DİPNOTLAR:


(*) : Bu tabir Atatürk tarafından Nutuk’ta kullanılmıştır.

1 -Mahmut Goloğlu. Erzurum Kongresi.Ankara,1968. 52 s.

2 -A.g.e. 53 s.

3 -Heyette kaç kişinin bulunduğu konusunda farlı görüşler mevcuttur. Bkz.Mahmut Goloğlu Erzurum Kongresi 46, 172 s. Sebahattin Özel, Milli Mücadelede Trabzon,66 s.

4 -M.Goloğlu, A.g.e.46-47 s.

5 -Sebahattin Özel A.g.e. 270-273 s.

6 -Ömer Fevzi Bey’in İstanbul’da bulunduğu sırada Amerikan Mümessilliğine giderek  Amerikan Mandaterliği istediği anlaşılmıştı. Bkz. Prof. Dr.Fahrettin Kırzıoğlu, Bütünüyle Erzurum Kongresi I.cilt. Ankara, 1993, 173 s.

7 -S.Özel. A.g.e. 65 s.

8 -Mustafa Kemal Atatürk. Nutuk.I.c.İstanbul, 1934. 33s.

9 -Ali Şükrü Bey’in Of’tan kendisini kongre temsilcisi olarak seçtirdirği, ancak daha sonra kendisinin müktesebatını öğrenen M.H.M.C. Of Şubesince itiraz edilerek temsilcilikten azledilmesi hakkında geniş bilgi için bkz. Cumhur Odabaşıoğlu, Ali Şükrü Bey’in Erzurum Kongresine Of Temsilcisi Seçilmesi, İkinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri. Samsun, 1990. 111-114 s.

10-M.F.Kırzıoğlu.A.g.e. 180 s.

11 -Kazım Karabekir.İstiklal Harbimiz.İstanbul, 1969. 75 s.

12 -M.Goloğlu.A.g.e.68 s.

13 M.Goloğlu.A.g.e. 81 s.

13 -Ömer Fevzi’nin Erzurum Kongresindeki çalışma ve konuşmaları hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz. M.F.Kırzıoğlu. Bütün Yönleriyle Erzurum Kongresi.I-III c.

14 -M.Goloğlu.A.g.e. 92 s. Program taslağı için bkz. A.g.e. 187-1994 s.

15 -M.F.Kırzıoğlu. A.g.e. I. c. 241 s.  M.Goloğlu. A.g.e. 106 s.

16 -M.F.Kırzıoğlu.A.g.e. III.c. 217 s. Beyannameyi imzalamayanlar Ömer Fevzi, Hüseyin Abanozoğlu, Ali Naci, İbrahim Hamdi ve Yusuf Ziya Beylerdi.

17 -Gazetenin çıkış tarihi hakkında değişik görüşler bulunmakla birlikte bu konuda M.Goloğlu’nun Milli Mücadelede Trabzon ve Mustafa Kemal Paşa adlı kitabında verdiği 15 Kasım 1919 tarihi gerçeği yansıtmaktadır.Çünkü Selamet gazetesi hakkında bilgi verenler, Türkiye arşivlerinde bulunan tek nüsha (Erzurum Atatürk Ün.Kütüphanesi) yararlanmışlardır. Halbuki milli mücadele dönemine ilişkin ciddi araştırmaları bulunan Goloğlu, Selamet gazetesinin başka nüshalarını da elde etmiştir.Bu durumu Hüseyin Albayrak’a da belirtmiş bulunan Goloğlu (Bkz.H.Albayrak.Trabzon Basın Tarihi.Ankara,1994. 97 s.), elde ettiği gazete nüshalarını kendisine göndereceğini belirtmesine rağmen ani ölümü nedeniyle sözkonusu nüshaları gönderememiştir. Albayrak’ın sözünü ettiği Goloğlu’nun temin etmiş olduğu Selamet gazetesinin 18 Mart 1919, 42, 71, 72 ve 74.sayılarının daktilo edilerek bugünkü alfabeye nakledilmiş hali bir dosya halinde tarafımıza intikal etmiş ve halen arşivimizde bulunmaktadır.Bu yazıyı kaleme alma gerekçemiz , Selamet gazetesinin 71,72 ve 74.sayılarında yer alan Ömer Fevzi’nin Erzurum Kongresi’ni eleştiren makalelerinin günışığına çıkarılma çabası olmuştur.

18 -Selamet Gazetesi. Sayı:71, 72, 74. Yazının sonunda Ömer Fevzi’nin makalelerinin tam metni verilecektir.

19 -Ömer Sami Coşar. Milli Mücadele Basını. 48 s.

20 -K.Karabekir. A.g.e. 164 s.

21 -K.Karabekir’in elli sene evvel Rum olduğunu söylediği Ö.Fevzi’nin ailesi, belirtildiği gibi kısa bir süre önce müslüman olmuş bir aile olmayıp, Trabzon’un en güçlü ve etkin ailelerinden biridir. Nitekim Erzurum Kongresi’ne Maçka delegesi olarak katılan ve Mustafa Kemal’in yanında yeralarak başkan vekilliğine getirilen İzzet Bey de aynı aileye mensuptur. Kaldı ki İzzet Bey Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında iki dönem Trabzon milletvekilliği de yapmıştır. Mete Tuncay ailenin Selahattin Eyyubi soyundan bir Kürt boyu olup, kesin bilinmeyen bir tarihte Osmanlı Hükümetince Doğu Karadeniz’e sürüldüğünü belirtmektedir. Bkz. Mete Tuncay. Erzurum Kongresinin Bolşeviğinden Gazi’ye Açık Mektup.Toplumsal Tarih, Ağustos,1996. 11 s.

22-K.Karabekir. A.g.e. 124-125 s.

23 -S.Özel. A.g.e. 90 s.

24 -M.Goloğlu. A.g.e. 124-125 s.

25 -M.Kemal Atatürk. Nutuk. I.c. Kültür Bakanlığı, 1980. 81 s.

(*) : Erzurum Kongresi Trabzon delegesi Eyübzâde Ömer Fevzi’nin kongre kararlarını tenkit etmek amacıyla kendi çıkardığı Selamet gazetesinin 71, 73 ve 74. sayılarında    “Erzurum Kongresi Mukarrerâtı” adıyla yayımlanan 1, 3 ve 4. makaleleri aynen aktarılmıştır Bunlardan 1. yazı 21 Ağustos 335, 3. yazı 1 Eylül 335 ve 4. yazı 4 Eylül 335 tarihli Selamet gazetesinde yeralmaktadır. Ömer Fevzi’nin bu yazıları, kendi gazetesi dışında ilka kez yayımlanmakta olup, kongre kararlarını tek tek ele alıp tenkit etmesine bakılırsa bu yazıların bir kaç gün daha devam etmiş olduğu söylenebilir 

   
 
.
.

KİTAPLAR

Tasarım  Emre

2004 © Karadenizim.net