|
Veysel
USTA
ERZURUM KONGRESİ’NİN CASUSU
(*)
ÖMER FEVZİ BEY VE KONGRE KARARLARI ALEYHİNDEKİ YAZILARI
Sömürgeci devletlerce
Türk Milletinin tarih sahnesinden silinmesi için hazırlanmış
Mondros Mütarekesini kabul ederek gereklerini yerine getiren
İstanbul Hükümeti’nden umudu kalmayan Anadolu halkı, kurtuluş
mücadelelerinin bizzat kendileri tarafından verilmesi
gerektiğini anlamakta gecikmediler. Bu çerçevede Anadolu’nun
ücra köşelerinde bir araya gelen yörenin yurtseverleri, daha
sonra milli mücadelenin çekirdeğini oluşturma görevini
üstlenecek olan değişik adlarla cemiyetler kurdular.
Bunlardan biri olan Erzurum Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye
Cemiyeti, vatan savunması için işbirliği yapmak üzere
30.5.1919 tarihli telgrafla Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye
Cemiyeti’ni Erzurum’da toplanacak kongreye davet ettiler.
1
Uzun zamandan beri böyle bir fırsat kollayan T.M.H.M.C.
yetkilileri, acele olarak kongreyi toplayıp bu teklifi
görüşerek davete icabet edeceklerini yine aynı tarihli
telgrafla E.M.H.M.C. ne bildirdiler.
2
Bir yandan ülkenin
kurtuluşu için Erzurum’da kongre toplanması kararından son
derece mutluluk duyan Trabzon M.H.M.C. yetkilileri bu milli
heyecan içinde delegeleri tespit etmeye çalışırlarken, diğer
yandan İstanbul Hükümeti’nce Paris konferansına katılmak üzere
gönderilecek heyette yeralmak üzere İstanbul’a temsilci
göndermekle uğraşıyorlardı. Nitekim Müdafaa-i Hukuk
Cemiyetinin kurucularından Eyübzade Ömer Fevzi başkanlığında
bir heyet Trabzon’u temsilen İstanbul’a gönderildi.
3
26 Mayıs’da gerçekleştirilen Şura-yı Saltanat toplantısında
Trabzon’un genç ve ateşli delegesi Avukat Ömer Fevzi;
Hükümetle milletin ayrı ayrı hareket edemeyeceğini, millet
desteğinden yoksun bulunan hükümetlerin Avrupa’da sesini
yükseltemeceğini ve karşı tarafca dikkate alınmayacağını
belirterek esas kararı vermek üzere bir milli meclis
toplanması gerektiğini ifade ederek, mukadderatlarının
kendilerinin fikri alınmadan başkaları tarafından
belirlenemeyeceğini, milletin kendi mukadderatını kendisinin
tayin etmek istediğini belirten uzun ve etkili bir konuşma
yaptıktan sonra
4
Tevfik Paşa’ya Trabzon’un hukuk-ı tarihiye ve milliyesine dair
bir muhtıra metni sundu.5
Padişah Vahdettin ile de görüşen heyet, maksadını aşan
girişimleri nedeniyle6
Trabzon’daki kongre heyeti tarafından 23 Mayıs 1919’da
görevlerinin sona erdiğini açıklanarak Trabzon’a çağrıldı.7
10 Temmuz 1919
tarihinde toplanması kararlaştırılmış Erzurum kongresinin
hazırlık çalışmaları, çağrı yapılmış bulunan bütün illerde
yoğun bir şekilde sürüdürlüyordu. Kongrenin
gerçekleştirilmesini sağlamak ; milli mücadelenin Anadolu’dan
başlatılması gerektiği inancıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a
çıkarak çalışmalarına başlamış olan Mustafa Kemal için de
büyük önem arzediyordu. Nitekim kongreye katılmak üzere
gerekli delegelerin belirlenmesi için bir yandan Valiliklerle
doğrudan yazışma yapılırken, diğer taraftan şifre telgraflarla
vali ve kumandanlara gerekli tebligatlarda bulunuldu ve
nihayet onüç gün gecikmeyle kongrenin toplanması sağlanmış
oldu.8
Trabzon’u temsilen
Erzurum kongresine katılacak merkez delegeleri Müdafaa-i
Hukuk_ı Milliye Cemiyetince belirlenerek adaylar Mustafa Kemal
ve Erzurum M.H.M.Cemiyeti’ne telgafla bildirildikten sonra
temsilciler guruplar halinde Erzurum’a hareket ettiler. Ancak
Of ve Sürmene temsilcilerinin belirlenmesinde önemli güçlükler
yaşandı.. İstanbul’da maksadını aşan girişimler içinde
bulunduğu için görevine son verilerek geri çağrılan Ömer Fevzi
, M.H.M.C. tarafından Erzurum kongresine katılacaklar arasında
yer almamıştı.Bunun üzerine Of’a gidip Müftü ile gizli bir
görüşme yaparak ondan ; kendisinin birinci, Vakfıkebirli
Bahriyeden emekli Şükrü Efendi’yi
9
ikinci delege tayin edildiğine ilişkin belge aldı. Ancak daha
önce Hafız Yunus Efendi’yi Of temsilci seçmiş olan M.H.M.C. Of
şubesi yetkilileri, kendilerinden habersiz yapılmış olan bu
işi çabucak haber alarak Erzurum M.H.M.C. Başkanlığına bir
telgraf çekip Ömer Fevzi ve Şükrü Efendi’nin delege olarak
kabul edilmemesini istediler.10
Ancak bu yoldan emeline ulaşamayan Ömer Fevzi bu kez başka bir
yolu denedi ve Sürmene Kaymakamı olan kayınbiraderi Selahaddin
Abanozoğlu’nun da yardımıyla Sürmene temsilcisi seçilerek
Erzurum kongresine katılma hakkını elde etti.
Kazım Karabekir,
doğunun değişik il ve ilçelerinden Erzurum’a gelen delegeleri
12 Temmuz’da kabul ederek onlara ; toplanacak kongrenin
Anadolu’nun kurtuluşu için dönüm noktası olacağını , alınacak
kararların milletin birlik ve beraberliğinin tezahürü olması
gerektiği yönünde görüşlerini ifade ettiği bir sırada söz alan
Ömer Fevzi’nin ;”orduya artık lüzum yoktur, herkes silahını
evine taşısın. Harb-i umumi bitti, ordunun dağıtılması
kanaatindeyim” demesi üzerine ortam birden gerginleşti.
Erzurum kongresine gelenler arasında böyle bir zehirli dimağın
bulunmasını büyük bir talihsizlik olarak nitelendiren
Karabekir ; kendisini bir daha bu gibi tehlikeli beyanlarda
bulunmaması yönünde uyardı.11
Kongre öncesi bir
araya gelen Trabzon delegeleri, kongre başkanlığına kimin
getirileceğini konuşurlarken söz alan Ömer Fevzi ; milletin
içinden doğan böyle bir kongrenin başkanlığına tanınmış bir
kişinin, hele bir komutanın getirilmesinin yurt dışında kötü
yankılar yapacağını, bir kişinin peşine gidildiği şeklinde
yorumlanacağını belirterek buna kesinlikle karşı olduğunu12
açıklarken hiç kuşkusuz Mustafa Kemal’i kastediyordu. Zaten
İstanbul’dayken Amerikan Mümessilliğini ziyaret etmesi
nedeniyle şüpheleri üzerinde toplayan Ömer Fevzi ; delege
seçilmesi sırasındaki karmaşık ilişkileri ve Kazım
Karabekir’in kabulü sırasında sarfettiği sözlerinden dolayı
kuşku odağı haline gelmişti. Mustafa Kemal’in kongre
başkanlığına getirilmesinin önünü kesmek için sarfettiği bu
sözleri ve bu sözlerin delegelerin bir kısmı arasında taraftar
bulduğu izleniminin doğması, Ömer Fevzi’nin güvenirliliğini
iyice sarstı.
Nihayet 23 Temmuz
günü yapılan bir törenle kongre açıldı. Yoklama yapılmasından
sonra başkan seçilmesine geçilmesi esnasında söz alan Ömer
Fevzi, üyelerin birbirlerini tanımaları için başkanlık
seçiminin ertesi güne ertelenmesini teklif etmesi üzerine söz
alan diğer Trabzon delegesi Servet Bey seçimlerin ertelenmesi
için herhangi bir neden bulunmadığı söyleyerek seçimlerin
gizli oyla yapılmasını önerdi.
Seçimlerin ertelenmesini
isteyenlerin diretmelerine rağmen seçimler yapılarak tek aday
olan Mustafa Kemal başkanlığa getirildi.13
Başkan vekillikleri ve diğer üyelikler ile komisyon seçimleri
yapıldıktan sonra ilk günkü toplantı sona erdi. Kongrenin
görüşmelere fiilen başladığı 24 Temmuz’dan itibaren sona
erdiği güne kadar yapılan görüşmelerde bir çok komisyonda
yeralarak alınacak kararlar hakkında görüşler üreten, öneriler
sunan, önergeler veren, özellikle de görüşülen her madde
hakkında söz alarak fikirlerini beyan eden kişilerin en
başında hiç kuşkusuz Ömer Fevzi geliyordu.Ancak hiç umulmadık
zamanlarda beklenmedik önergeler sunması, onun kongreye belli
bir amaca hizmet etmek üzere katılmış olabileceği yönünde
kuşkular doğuruyordu.13
Kongre görüşmeleri tamamlanmak üzereyken Ömer Fevzi ve
arkadaşları tarafından 22 maddelik bir program taslağı
sunuldu. Son dakikada sunulan bu taslakta dikkati çeken en
önemli husus, doğu illerinin adem-i merkeziyet esasına dayanan
bir yapılanmaya kavuşturulması ve düzenli ordu yerine milis
kuvvetlerinin teşkilinin istenmesi idi. Beklenmedik anda
yapılan ve kongrenin ruhuna aykırı olan bu teklif, Ömer Fevzi
hakkında zaten zihinlerde belirmiş olan şüphelerin iyice
perçinlenmesine neden oldu. Ve teklif kongrede şiddetli bir
hücuma uğrayarak reddedildi.14
Baştan beri millet iradesinden yoksun bulunduğu ve bir
hükümetmişçesine keyfi uygulamalar yapabileceği endişesini
izhar ederek Heyet-i Temsiliye oluşumuna karşı çıkmış bulunan
Ömer Fevzi, kendisi gibi düşünen diğer dört arkadaşıyla
birlikte kongrenin kapanış günü olan 7 Ağustos Perşembe günü
yapılan seçime katılmayarak
15
hazırlanan beyannameyi imzalamadı.16
Ömer Fevzi’nin kongre
öncesi Mustafa Kemal’e karşı olan tutumu, kongre esnasındaki
tartışmaların da etkisiyle sonuçta, Erzurum Kongresini ve
burada alınan kararları tanımamakla sonuçlandı. Kongrenin
tamamlanmasından sonra arkadaşlarıyla birlikte Erzurum’dan
ayrılan Ömer Fevzi, can güvenliği nedeniyle farklı bir
güzergahtan hareketle Sürmene’ye, oradan da Trabzon’a geldi.
Trabzon’da çıkardığı “Selamet” gazetesinde
17
Erzurum Kongresi hakkında şidetli yazılar yazarak bu sefer de
basın yoluyla milli mücadelenin önünü kesmeye
girişti.Anadolu’nun doğu vilayetleri halkının içinde
bulundukları felaketten kurtulma çareleri aramak üzere samimi
duygularla topladıkları Erzurum Kongresi’ne ; toplantıyı
organize eden cemiyetlerin üyesi olmadığı halde şahsi ve
siyasi bazı emelleri nedeniyle katıldığını belirttiği Mustafa
Kemal ile Rauf Bey’in kongreyi gerçek amacından uzaklaştırmaya
çalıştıklarını ve bu hareketin felaketle sonuçlanacağı
mahiyetinde günbegün yazılar yazarak Trabzon halkını
zehirlemeye çalışıyordu.18
Gezetesindeki Erzurum Kongresi ve Mustafa Kemal’e yönelik ateş
püsküren yazılarının yanında İhtiyat Zabitan Cemiyeti’nde
alehde konferanslar veriyor, toplantılar yapıyordu.19
Trabzon’da önemli çalkantılar
yaratan bu yayınlar ve girişimler Tümen komutanı Halit Bey’in
dikkatini çekmiş ve Kazım Karabekir’e bir telgraf göndererek
Ömer Fevzi’nin Selamet gazetesinde kongre, Mustafa Kemal ve
bilhassa Rauf Bey aleyhine yazdığı yazıların efkarı aleyhimize
sürüklediği, bu durumun Sivas Kongresinini başarısına gölge
düşüreceği belirtilerek Ömer Fevzi’nin susturulması hakkında
izin istemişti.20
Halit Bey’in ataklığını ve Trabzon’un hassas durumunu iyi
bilen Karabekir ; Ömer Fevzi hakkında araştırma yaptığını,
onun elli sene evvel Rum iken ihtida eden bir aileye mensup
olduğunu
21
belitttikten sonra derhal yakalanarak Erzurum’a gönderilmesini
Trabzon Mevki Kumandanlığından istedi. Ayrıca böyle müntehi ve
kanı bozuk kimselerin Sivas Kongresi’ne girmesi ihtimaline
nazarı dikkati celb için durumu Sivas’a da bildirdi.22
Tutuklanacağı
haberini alan Ömer Fevzi, bir süre şehirde saklandı ancak Vali
Mehmet Galip Bey’in tutuklanmasından sonra Trabzon’da daha
fazla barınamayacağını anlayarak gizlice İstanbul’a kaçtı.23
Milli Mücadeleden sonra 150’likler listesine alınan Ömer fevzi,
1938’de çıkan af yasasından yararlanarak yurda döndü ve 1951
yılında büyük bir boşluk ve yalnızlık içinde öldü.24
Milli mücadeleyi
Anadolu’dan başlatmak üzere Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in,
bu mücadelenin önderi olarak kabul edilmesinin ilk ve en
belirgin kanıtı olan Erzurum Kongresinde ; bir Trabzon
delegesi olarak ilk ciddi muhalefet hareketini başlatan Ömer
Fevzi’nin misyonunu daha sonra yine bir Trabzon Milletvekili
olan Ali Şükrü Bey hem mecliste, hem de çıkardığı Tan
gazetesindeki yazılarında sürdürecekti. Ancak ne bunlar, ne de
buna benzer sayısız girişimler; O’nun ulusal bağımsızlık
mücadelesindeki meşalesini söndüremeyecek, 19 Mayıs 1919’da
başladığı mücadelesini çelik iradesi sayesinde başarıyla
sonuçlandırmasını engellemeye yetmeyecekti. Milli mücadeleden
başarıyla çıkarak Türkiye Cumhurieti’ni kuran Atatürk ,
Nutuk’ta Erzurum Kongresini anlatırken Ömer Fevzi hakkında
şunları söyleyecekti.”...Mesela,
düşman casusu olup her nasılsa Trabzon Vilayeti’nde bir yerden
kendini kongreye temsilci tayin ettirerek gelen Ömer Fevzi Bey
ve onun arkadaşları gibi. Bu şahsın sonradan Trabzon’da ve
oradan kaçtıktan sonra İstanbul’daki faaliyet ve
hareketleriyle hıyaneti sabit olmuştur....”25
ERZURUM KONGRESİNİN
MUKARRERATI : I
(*)
Ermeni ve Rum
metalibi karşısında millî, siyasî, iktisadî menâfide müşterek
bulundukları tahakkuk eden Şarkî Anadolu Vilayetleri halkının
samimi arzusuyla Erzurum’da bir kongre akdetmeleri ve dûçâr
olacakları zarar ve felaketleri düşünerek ana göre bir tedbir
ittihaz eylemek teşebbüsünde bulunmaları bu vilayetler
ahalisinin göz göre göre ayaklar altında çiğnenemeyecek bir
cevher-i millîye malik olduklarına şüphe götürmez bir şahit
olmuştur.
Buhranlar, felaket
tufanları milletlerin hayat-ı siyasiye ve ictimaiyesinde
tekâmül ve terakkinin müsabaka imtihanları mesabesindedir.
Yeter ki bir millet haysiyet ve şerefle, zillet ve sefaletten
azâde bir insan gibi yaşamak istidad ve kabiliyetini hâiz
olsun. Böyle bir milletin daima saadet-i aliyeye namzed
olduğunu tarihin son misalleri bir hakikat olarak isbat
etmiştir.
Harb-i umumi
mübârezesinde, bu cehennem tufanları sahnesinde çarpışan
Türklerin esaret ve zillete layık oplmadığı galiplerin de
teslim edecekleri bir haktır.
Umumi ve hususi
tarihi baştab başa mübareze ve cidal gürültüleri, dağdağasıyla
dolmuş olan Türkler, denilebilir ki sükun ve huzuru
hissetmeden doğar, yaşar ve ölür.
Bu cevher-i ceng ü
cidal, saha-i ilm ü fennde kudret-i mesaisini bezledecek bir
zemin ve zaman bulamamak bedbahtlığına uğramış, geçtiği
yollarda ziya ve nur uğrakları bırakarak rehberlere,
muktedalara nâil olmamış, çorak yerlerde akıp gitmiştir.
Fakat her cevherin
bir devr-i tekâmülü vardır. Bu fırtınaları, bu buhranları
bizim milletimizin de istidâd ve kabiliyetinin tekamülünü
izhâr eden esbâb ve avâmili olmak üzere telakki etmelidir.
Milletlerin haşr u
neşr edildiği bir zamanda Türklerin medfun-- kabristan
olmalarına ihtimal verenler, yarın önlerine çıkacak cehennemî
bir isyan ve ihtilali volkanlarını hesaba katmayan,
milletlerin tarihinin münkir ve münafıklarıdır ki adalet-i
İlâhiyeden bî-haberdirler.
Bizim insanımız
sarsılmaz bir salâbetle milletimizin yaşayacağına kanaat
bahşolmuştur. Bizim için kuyu kazanların sonunda içine
kendilerinin düşeceklerinden eminiz.
Erzurum Kongresi, her
türlü felaketlere rağmen Şarkî Anadolu Vilayetleri halklarının
zilletten ve esaretten adâde yaşamak istidadının bir tecelli-gâhıdır.
Bu Kongre İzmir
hadise-i işgali üzerine kanuni teşekküllere mazhar olan
Vilâyet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti ile
Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin bir an ve
zamanda yekdigerine vuku bulan teklif ve davetinin mahsulü
olduğunu müsbit ve müberhendir.Hiç bir şahsın teşvik ve
tesiriyle vücuda gelmediği zahirdir.
Kongre, tehlikeyi
idrak eden bir zümre-i milliyenin müşterek bir zararı defetmek
maksadıyla galeyan etmiş hissiyat-ı vataniye ve milliyesinden
doğduğuna inanmak her hak ve hakikat-perver bir vicdan bir
vazifedir.
Ortada bir şâibe var
ve bunu makam-ı hükümet ilan ediyor.Bazı kimselerin taht-ı
tesir ve teşvikinde milli kongreler akdolunmakta ve Meclis-i
Mebusan’a muadil bir şekil ve mahiyet verilmekte imiş. Bu
gayrı kanuni ictimaların men’i ve müteşebbislerinin tecziyesi
tebliğ edildiğinden Erzurum Kongresi’nin de bu cümleden
addolunup olunmayacağı varid-i hatır olmak lazım gelir.
Erzurum Kongresi,
İzmir hadisesi üzerine Türkiye’nin taksimi, Şarkî Anadolu
Vilayetlerinin Rum ve Ermeni menafii ayrılması gibi şayân-ı
kayıt ve endişe olan bir saik ve tesir ile knuni cemiyetler
arasında akdi tasavvur edilmiş millî ve ailevî bir ictimadan
başka bir mahiyeti haiz değidir.
Makam-ı Hükümetin bu tebliği, o
zan ve zehâbı Erzurum Kongresine matuf olmayıp Sivas’ta ictima
edeceği istihbâr edilen ve her vilayetten murahhaslar celb ve
davet kılınan kongreye ve emsaline ait olsa gerektir.
Sivas’ta ictima
edecek kongrenin kimler tarafından ve ne maksatla davet
edildiği hakkında kati bir malumata destres olamadığımızdan
Makam-ı Hükümetin bu kongreyi menafi-i milliyeye mugayyir
addetmesinde ne derece haklı olduğunu şimdiden tayin ve takdir
etmek istemiyoruz.
Efkâr-ı umumiyede ve
Makam-ı Hükümet nezdinde Erzurum Kongresi’ni son safhada şahsi
tesirler ve sâikler mertebesine tenzil ettiren, bidayetindeki
ehemmiyet-i milliye ve ictimaiyeyi iskat ettiren, hiç şüphe
yok ki Vilayât-ı Şarkiye ahalisinden olmayarak sabık Ordu
Müfettişi Mustafa Kemal Paşa ve Bahriye Nazır-ı Esbakı Rauf
Bey’in Kongreye murahhas sıfatıyla dahil olması ve Mustafa
Kemal Paşa’nın Kongre riyasetine tecelli etmesidir.
Şarkî Anadolu
Vilayetleri halkının kendi sahalarına ait tehlikenin vukuu
endişesiyle teşkil ettikleri cemiyetlerin azâsı meyanında bir
mevkii bulunmamak lazım gelen şahısların, o cemiyetler
kongresine murahhas sıfatıyla intihâb edilmeleri ve yerli
ahaliden olmayan zevâtın riyaser mevkiine çıkarılmaları,
Kongre’nin dahil ve harice karşı olan mevki-i siyasiyesini
şüphe-dâr bir hale koyabilir.
Mustafa Kemal Paşa
muhterem bir zât olabilir ve herkes ona bir nazar-ı teveccüh
ve ihtiram ile bakabilir. Fakat Şarkî Anadolu Vilayetleri
ahalisinin sırf kendi sahalarına ait mesâilin müzâkerâtına
mahsus olacak mahalli bir kongreye dahil olması, elbette o
kongrenin vaziyet-i siyasiyesini yâr u ağyâr nazarında
değiştirir.
Erzurum Kongresi’nin
maksad-ı ictimâı, Şarkî Anadolu Vilayetleri halkının Ermeni ve
Rum tehlikesine uğraması ihtimaline karşı vicdani ve insani
tedâbir ittihaz etmek ve âlem-i medeniyete adaletten istiâne
ederek feryad eylemekten ibaret iken, ordu müfettişliğinden
bir maksad-ı siyasi ile istifa etmiş bir zâtın yerli ahaliden
olmadığı halde kongreye dahil olması ortaya toplananların
efkâr ve hissiyatını su-i tefsir ve tevil ettirecek bir
mahiyette telakki edileceğini inkar etmemek icab eder.
Biz efkâr-ı umumiye-i
cihanı aleyhimize tahrik etmek için değil, bilakis haklı ve
mazlumâne feryadlarla lehimize çevirmek mecburiyetinde
bulunuyorduk. Mustafa Kemal Paşa’nın şüphe ve tereddüdü
celbeden vaziyet-i şahsiyesine Bahriye Nazır-ı Esbâkı Rauf Bey
gibi Balkan Harbi’nde Akdeniz’de, Harb_ı Umumide İran
sahasında sergüzeştler, evet şahsi ifratkarlıklar arkasında
koşmuş, Talat ve Enver’lerin havasıyla dem-güzâr olmuş, yâr u
ağyâr nazarında mesuliyete layık görülmüşbir zâtı inzimam
etmesi, bu defa da Erzurum Kongresi’nde murahhas olarak
bulundurulması Şarkî Anadolu Vilayetlerinin samimiyetle ictima
ettirilmiş milli kongresindeki tabiiliğin bî-tamamiha ihlaline
sebebiyet ermiştir.
Erzurum Kongresi’nin
ehemmiyet-i siyasiyesi ancak hiç bir şahsın, hiç bir saikin
taht-ı tesirinde bulunmadığı gösterilmekle tezahür etmiş
olacaktı. Mustafa >Kemal Paşa ve Rauf Bey’in kongrede tecelli
etmesiyle bu ehemmiyetin esasından zâil olduğuna şüphe
bırakmamıştır.Bunun aksini iddia edeceklere
“Düşmek
etrafı görmemektendir”
hakikat-i aliyesini tekrara
etmekle bir fikr-i ikaz vermiş oluruz.
Menâfi-i müştereke
esasına müstenid olarak Erzurum Kongresi’ne murahhaslarını
i’zâm eden Trabzonlular, on seneden beri acı felaketlerle
tecrübe ettikleri şahsiyet siyaseti arkasında sürüklenmek
isteyemez. Bu siyaseti tasvip edenler, on seneden beri peyrav
oldukları Talat ve Enver’lerin kanlı izlerini bir daha tecrübe
etmek isteyen menfaat ve ikbal düşkünü muhterisler, tashih-i
ahlak ve efkâr edemeyen müfterislerdir.
Artık, Trabzonlular
sâfiyet ve hamiyetlerinden istifade etmek arzusunu perverde
edenlerin sözlerine aldanmayacaklardır. Ümit ederim ki
muhterem halkımız Erzurum Kongresi’nden Avdet eden
murahhaslardan cereyan eden müzakerât ve ittihâz olunan
mukarrerâtın esbâb-ı mucibesini sormak arzusunu izhâr
edecekler ve milli cemiyetin heyet-i merkeziyesi muvacehesinde
leh ve aleyhde murahhasların mütalaâtını dinlemek ve zarar u
felakette alakadar bulundukları bu mesâili tedkik etmek
isteyeceklerdir.Bence murahhas efendiler Muhafaza-i Hukuk-ı
Milliye Cemiyeti heyet-i merkeziyesi muvacehesinde gelip geçen
müzakerâta dair umumi mütâlaâtta bulunmalı ve mahut İttihat ve
Terakki Cemiyeti’nin kongre müzakerâtı gibi perde altında
kalmamalıdır.
Kongre’nin siyasi
hatıralarını bu sayfalarda tekrar etmekle vazife-i vicdaniyemi
ifa edeceğimi kârilerime vadeyliyorum.
ERZURUM KONGRESİNİN
MUKARRERATI : III
Kongre beyannamesinin
mukarrerâtını gösteren dördüncü maddesinde hükümet-i
merkeziyenin bir tazyik-i düveli karşısında buraları terk ve
ihmal ıztırarında kalması ihtimaline göre mevcudiyet ve
hukuk-ı milliyeyi kafil-i tedabir ittihaz olunduğundan
bahsediliyor.
Bu maddenin
mündericâtı pek büyük bir ehemmiyetle düşünülmesi, bugünden
yarına ait hadisâtı ve vekayii göz önüne getirip gözü kapalı,
kulağı tıkalı, şunun bunun keyif ve arzusu peşinde
sürüklenmemek için şimdiden anlaşılması elzemdir.
Basit ve bir balışta
ehemmiyetten âri olan bu madde, yarın mukadderâtımızın nasıl
bir şekil ve mahiyet alacağını tayin etmekte olduğundan biraz
sık eleyip dokunulması mecburiyetini cümlemizin vicdanına
tahmil eder. Bu maddenin muhtevi olduğu mana ve mefadı bugün
ihmal edenler yarınki feleketin mesuliyetine katlanmak
istediklerini düşünmelidirler. Bu maddeyi bugün muvacehe-i
millete tahlil ederek altındaki mana ve maksudu dalâiliyle
izah etmek mecburiyet-i vicdaniyesindeyim.
Çünkü bu mukarrerâtın
yarın zuhur edecek mesuliyet ve felaketinden hariç kalmakla
hiç olmazsa istitaat-ı vicdaniye ve ruhiyemi temin etmiş
olacağım. Sükut-ı ihtiyar etmek yâr u ağyâra karşı kabul ve
tervic demek olacağından bilahere mesuliyet-i maddiye ve
maneviyesinden kurtulmak imkanı yoktur. Bir kere zincir-i
günahı boynuna takanların azabından aman bulamayacaklarını ve
bu meyanda masumların da ateşe yanacaklarını son felaketimizin
mesâiliyle anlamalıyız. Bu hakikati görüp sesini yükseltmesi
lazım gelenler köylüden ziyade şehirlerde yaşayan ulemâ,
eşraf, muteberân, münevverân ve tüccardan olan zevât-ı
mütefekkirenindir. Bunların bu mukarrerât karşısında sükut
etmeleri göz göre göre milletin başına bela satın almalarıdır.
Beyannamedeki bu
dördüncü maddenin muhteviyatı şudur:
1-Hükümet-i merkeziye
idare-i umur uhdelerine tevdi olunan heyet-i vükelanın düvel-i
itilafiyenin tazyiki ile Şarkî Anadolu Vilayetlerini ki
Trabzon da bu meyanda farz olunuyor) düşmanlara terk etmek
veya bu vilayetlerin işgaline karşı sükut eylemek ihtimali
bulunursa bu vilayetlerin makam-ı hilafete merbutiyeti ibka
edilmek ve mevcudiyet ve hukuk-ı milliye muhafaza olunmak
üzere icabeden tedbir ittihaz olunmuştur.
Bu tedbirin sarahaten
zikredilmemesi daha ziyade tereddüd ve iştibaha bais
olacağından nizamnamede tafsilatıyla münderic bulunan bu
meseleyi tavzih etmek kongrenin yâr u ağyâr nazarında sarih ve
açık bir politika takip ettiğini göstermektedir. Bu kanaatle
kayfiyeti tedkik ediyorum :Maddenin netice-i hükmü hükümet-i
merkeziye Şarkî Anadolu vilayetlerini terk ve ihmal eylediği
halde mukavemet ve müdafaa esasını tatbik etmek üzere bir
idare-i muvakkata, tabir-i sarihle bir hükümet-i muvakkata
ilan olunacaktır.
Meselenin ehemmiyeti,
bu hükümet-i muvakkatayı icabe ettirecek sebebin muvafık-ı hal
olup olmamasıve filhakika ahval ve hadisat-ı siyasiyenin böyle
bir harekete lüzum gösterip göstermemesi ve bunun zaman ve
icabında yapılıp yapılmaması ve bir de bu hükümet-i
muvakkatayı ve azasını kimlerin ilan ve intihab hakları
bulunduğunun takdir ve tayin edilmemesidir.
Bir hükümet vücuda
getirmek yeniden bir idare-i hükümet tesis eylemek ve böyle
bir hükümete lüzum göstermek o idare dahilinde bulunacak her
ferdin rıza ve muvafakatını meydana çıkaracak bir meclis-i
müessesenin intihabıyla mümkün olabilir. Bunun için de ya
rey-i âmm tarikiyle arâ-yı umumiyeye müracaat etmek veya
meclis-i mebusan intihabı vechiyle bir intihab yapmak lazım
gelir.Bunun hilafında vuku bulacak hareket ve teşebbüsler
şahsî amâl ve efkâr arkasında halkı sürüklemekten başka bir
şey değildir.
Kongre hükümet-i
muvakkatanın ilanını icab ettirecek esbâb ve anın zamanının
takdir ve tayin olunması selahiyetini her türlü mukarrerât-ı
siyasiye ittihazına mezun olmak itibarı ile kabul ve intihab
ettiği heyet-i temsiliyeye nâmı- diğerle yeni cemiyetin
merkez-i umumisine tevdi etmiş oluyor. Şu halde de heyet-i
temsiliye nâm-ı diğerle merkez-i umumi yarın öbür gün ve her
ne zaman hükümet-i merkeziyenin Şarkî Anadolu vilayetlerini
terk ve ihmal ettiğine bir karar verip hükümet-i muvakkateyi
ilan ettirmek ve hükümet-i muvakkata azâsını intihab eylemek
selahiyetini hâiz bulunmaktadır. Bu derece vasi bir selahiyeti
ihrâz eden heyet-i temsiliye manen ve maddeten milletin
vekalet-i umumiye-i mutlakasını temsil ediyor demektir. Bugün
hükümet-i merkeziyenin heyet-i vükelasına hiç bir vechile bahş
olunmayan bu derece vasi bir selahiyeti heyet-i temsiliyeye
vermek acaba milletin vekalet-i ammesini temsil etmek üzere
bir intihaba mazhar olmayan kongre murahhaslarının malik
olduğu bir hak mıdır? Elbette hayır. Böyle bir hakka sahip
olamayan murahhasların öyle bir selahiyet-i vasiayı
kendilerinin icad ve ihtira ettikleri bir heyet-i temsiliyeye
nâm-ı diğerle merkez-i umumiye bahş etmeleri vaziyetlerini
su-istimal ederek milletin mukadderatını bâziçe ederek gayrı
meşru bir harekette bulunmaları demektir.
Bu hareket-i gayrı
layıkaya cüret etmeleri, halk nazarında mesul ve muhatab
olmalarını iktiza eder.
On seneden beri
memleketi şahsiyetleri arkasında uçuruma sürükleyen mahud
merkez-i umumiye bir nazire vücuda getiren bir heyete
hakaret-i milliye ve siyasiyemizi ısmarlamaya sâik ve sebep
olan bu murahhasların hayat-ı maziyeleri tedkik olunmalı ve
ona göre bir fikr hasıl etmelidir. Görülüyor ki bu neticeyi
kabul edenler, on seneden beri memleketin siyasetini alt üst
edenlerin meclislerinde, mahfellerinde, merkez-i umumilerinde
yaşayan o zihniyeti taşıyan kimselerdir.
Fakat bu adamlar
biraz insaf ederek hareket etsinler. Bu memleket ve milletin
artık sergüzeşt-perverâne hareketlere tahammülü kalmamıştır.
ERZURUM KONGRESİNİN
MUKARRERATI : IV
Kongre beyannamesinin
üçüncü maddesinde; her türlü işgal ve müdahele, Rumluk ve
Ermenilik teşkili gayesine matuf telakki edileceğinden müdafaa
ve mukavemet esasının kabul edildiği beyan olunmuştur.
Mevcudiyet-i
milliyesini muhafaza etmek azmiyle hukuk-ı meşrua dairesinde
ve kendi hududu dahilinde müdafaa ve mukabelede bulunmak her
milletin meşru ve insani haklarındandır. Yaşamak bir hak ise,
o hak-ı hayatı bilâsebep ezip çiğnemek isteyenlere karşı zebun
olmamak, müdafaa-i nefse kıyâm etmek de beşerin en samimi bir
hakk-ı tabiisidir.
Böyle bir tehlikeye
uğrayan ferd olsun, millet olsun aynı hakka maliktir. Bu hakkı
inkar edenler zulmü fazilet mertebesine çıkarmak isteyen
müstebitler medeniyet-i insaniyeti bâziçe-i amâl etmek peşinde
koşan cebâbiredir.
Kongrenin bu maksat
ve bu mülahaza ile her türlü işgal ve müdahaleye karşı müdafaa
ve mukavemet esasını kabul etmesi mazur görülmek bir izzet-i
nefs ve hakk-ı hayat meselesi olarak telakki edilmek lazım
gelir. kendi hakkımızı, kendi mevcudiyet-i milliyemizi nâ-hak
yere feda etmemek arzusunu izhâr eylemekle mukaddes bir
vazifeyi ifa etmiş bulunacağımıza şüphe yoktur. Vicdanımızdan
doğmuş hakkımıza münhasır kalacak böyle bir hareket-i
milliyemiz yâ u ağyâr nazarında takdir edilir bile...Hiç bir
millet yoktur ki bu hakkımızı teslim etmesin. Hiç bir
mahkeme-i aliye tasavvur edilemez ki, bu davada ve bu
hareketimizde bizi haksız çıkarmış olsun.
Mevcudiyet-i
milliyemizi, yurdumuzu, ailemizi, ırz ve namusumuzu muhafaza
etmek ve bunun uğrunda medeni bir millet şeklinde müdafaa-i
nefse kıyâm eylemek her zaman mağlub olsak da, olmasak da
mukaddes bir hakkımızdır. Bu hak bizden, kalbimizden nez
olunamaz.
Fakat dikkat edelim
ki bu mukaddes hakkın müdafaası aleyhimize müthiş hücumları
davet edecek bir mahiyette olmamak zarureti vardır.
Yorganımıza göre ayak uzatmak mecburiyetindeyiz. İşin haddini
taşırdığımız,şeklini değiştirdiğimiz zaman davamızın müdafaa-i
nefse ait hakkımızın rengi, saffeti de ihlal edilmiş
olacağından belayı kendi kendimize davet etmiş bulunacağız.
Bizim davamız hükümet-i Osmaniyeyi merbut kalmak üzere Şarkî
Anadolu vilayetlerindeki tarihi, milli, siyasi hakkımızın hıfz
u siyânet olunmasıdır.
Bu hakkımızı vesâit-i
ilmiye ve hukukiye ile müdafaa etmekteyiz. Yarın bu
müdafaatımızın hükümsüz bırakıldığı ve hakkımızın başka bir
millet lehine ihlal edildiğini gördüğümüz halde, bütün
halkımıza fiili bir vaziyet iktisab edebileceğimizi de
söyleyebiliriz. Bizim kimsenin hakkına tecavüz ve taaddi
arzusunda olmadığımızın tedkik edilmesine de müheyyayız
demekle istihzârât ve harekâtımızın halktan, milletten doğmuş
olduğunu isbat etmekle pek büyük bir fazilet izhar eylemiş
bulunuruz. Belki de bu sraih ve açık vicdanımızın harekatımıza
bir başka renk ve şekil verdiğimiz ve bunu halkın harekât-ı
tabiiyesi, mlletin harekât-ı mezbuhanesi halinden çıkardığımız
bir gün milli ve ahâli kıyafetinden ordu, harekât-ı askeriye
hey’eytine soktuğumuz taktirde Enver’lerin, Talat’ların
Avrupalılara karşı takip ettiği hayali ve felaket-engiz
sahneyi bir daha, bu defa da başkalarının elinde tekrar etmek
hamâkatını, cinayetini irtikab etmiş olacağımızı acı acı
düşünmeliyiz.
Bugün Erzurum
Kongresi’ni Mustafa Kemal Paşa’nın, Bahriye Nazır-ı Esbâkı
Hamidiye Kruvazör-i Kaptanı sergüzeşt-perver Rauf Bey’in idare
etmesi ve mazide Enver’lerin, Talat’ların taht-ı tahakküm ve
idarelerinde bulundurdukları, mebusların bu defa da Erzurum
Kongresi’nde Mustafa Kemal Paşa’nın ve Rauf Bey’in etrafına
toplanması orada yarın başımıza patlayacak yeni bir cephane
ihzâr edildiği kanaatini bahş etmektedir.
Bu cephaneyi
hazırlamakta Trabzon’un o mesuliyet-i maziyeyi hâmil olan bir
kısım murahhasları ile bilerek bilmeyerek bu şahısların dâm-ı
iğfaline kapılan bir kısım rüfekâsı ve aynı surette Erzurum’un
bu mahiyetteki bnir kısım murahhasları ve rüfekâsı pek büyük
cür’etle hareket etmişler, halkın haberi olmadan, ilm-i
taallük etmeden onu bir emr-i vakiin girdâbına sürükleyecek
efkâr ve hissiyata tabi olmuşlardır. Bu feci kararın şekil ve
mahiyeti hükümet-i muvakkatanın ilanı ve azâsını intihâb
hakkının şeref sokağına bir nazire olmak üzere teşkilini kabul
ettikleri yeni cemiyetin heyet-i temsiliye, nâm-ı digeri
merkez-i umumisine verdirilmesiyle tezâhür ediyor.
Hükümet-i muvakkatayı
derhal ilan ve azâsını intihâb hakkına mâlik olan Mustafa
Kemal Paşa ve Rauf Bey’in ve heyet-i temsiliye azâlığını ihrâz
eden Enver ve Talat’ların İttihad ve Terakki meclis-i
mebusanında bu gibi felaket ve musibetlerle ihtisas sahibi
olmuş sabık mebusların bir türlü ayrılamadıkları ve
ayrılamayacakları o meşum zihniyetleriyle ahkâmını ibkâ etmek
istedikleri kavânin-i Osmaniye sırasında ahz-ı asker kanununu
da tatbike kalkışacaklarından zerre kadar şüphe yoktur.
Ahz-ı asker kanunu, tehlike
zamanında seferberliğin bütün kavâidini tatbik ettirecek bir
kanun olduğundan harekâtımızın milli bir şekilde mahud
seferberlik tufanına inkılâb edeceğini ve bu halkın ahz-ı
asker subelerinde dövülerek, sövülerek, bin türlü sefalatlerle
hudutlara sevk olunacağını düşündükçe ve bu manzara-i elimeyi
gözönüne getirdikçe bunun düşünen ve tasvib edenlere
vicdanımdan kopan bir ateş-inefrin ve lanetle bağırmak
istiyorum.
Şöhret ve ikbâliniz,
şahsi arzularınız, cahilâne düşünceleriniz için şu evlerinde
bakiye kalan efrâd-ı milleti göz göre göre yakmak zevkinden
hala kurtulamadınız mı? Hala Enver’in, Talat’ın açtığı
mezbahalara dökülen milyonlarca Türk evladının kanları
kurumadan yine ordular, seferberlikler ihdas ederek şunun
bunun hayaline kurban etmek sevdasında mısınız ?
Mâzideki
günahlarınızı kapatmak için bir çare arıyorsanız gidiniz,
Malta’dakiletrle beraber kalplerinize birer hançer saplayarak
nâmus-kârâne intihar ediniz. Avrupa’nın ordularını aleyhimize
tahrik ettireceğinize, bütün günahkâr arkadaşlarınızla
toplanıp bir intihâr ordusu hazırlayınız ve bu milleti de
günahınızdan kurtarınız.
Halkımıza, bî-çare
millete sorunuz. Bakalım sizin kabul ettiğiniz ahz-ı asker
kanunlarıyla, seferberliklerle keyif ve arzuya tabi olarak
hareket istşyor mu ? Bu hakikati onlardan ketm ederek yarın
birden bire başlarına bir kıyamet koparacağınızı bildiriniz.
Alacağınız cevap, “Allah belanızı versin, biz size Erzurum’a
gidiniz de seferberlik ilan edecek bir karar hazırlayınız mı
dedik ?” feryâdı olmayacak mıdır ?
Maskelerinizi
indiriniz, milletin karşısına açık bir nasiyye, sarih bir
vicdan ile geçiniz. İğfal ile, idlal ile yaktığınız,
yıktığınız şu virânedeki insanlara biraz da merhâmet etmenizi
beklerdik : Heyhat !
Biz hakkımızı,
mevcudiyet-i milliyemizi, kendi yerlerimized, kendi mülkümüz
dahilinde müdafaa etmekle ve bu his-i fikri taşımakla
maksadımıza nâil olabiliriz. Ve o zaman bütün Avrupa’nın,
Amerike medeni milletlerini, hakka perestiş eden zümresini de
kendimize müzâheret ettirmek imkanını bulabiliriz. Ve bu
suretle vuku bulacak, bize büyük bir faziletl ve hak bahş
edecek, mâzideki hatalarımız tashih edilmiş olacaktır. Bunu
düşünenler halk ile beraber olanlardır. Bundan başka hayal ve
sergüzeşt arkasında milleti koşturmak isteyenler ;
Envereler’in, Talat’ların izlerini takip etmek arzusunda
bulunanlardır. Yâ Rabb, bu cahillere biraz insaf.
Eyübzâde Ömer Fevzi
DİPNOTLAR:
(*) : Bu
tabir Atatürk tarafından Nutuk’ta kullanılmıştır.
1 -Mahmut
Goloğlu. Erzurum Kongresi.Ankara,1968. 52 s.
3 -Heyette
kaç kişinin bulunduğu konusunda farlı görüşler mevcuttur.
Bkz.Mahmut Goloğlu Erzurum Kongresi 46, 172 s.
Sebahattin Özel, Milli Mücadelede Trabzon,66 s.
4 -M.Goloğlu,
A.g.e.46-47 s.
5 -Sebahattin
Özel A.g.e. 270-273 s.
6 -Ömer Fevzi
Bey’in İstanbul’da bulunduğu sırada Amerikan
Mümessilliğine giderek Amerikan Mandaterliği istediği
anlaşılmıştı. Bkz. Prof. Dr.Fahrettin Kırzıoğlu,
Bütünüyle Erzurum Kongresi I.cilt. Ankara, 1993, 173
s.
8 -Mustafa
Kemal Atatürk. Nutuk.I.c.İstanbul, 1934. 33s.
9 -Ali Şükrü
Bey’in Of’tan kendisini kongre temsilcisi olarak
seçtirdirği, ancak daha sonra kendisinin müktesebatını
öğrenen M.H.M.C. Of Şubesince itiraz edilerek
temsilcilikten azledilmesi hakkında geniş bilgi için bkz.
Cumhur Odabaşıoğlu, Ali Şükrü Bey’in Erzurum Kongresine
Of Temsilcisi Seçilmesi, İkinci Tarih Boyunca
Karadeniz Kongresi Bildirileri. Samsun, 1990. 111-114 s.
10-M.F.Kırzıoğlu.A.g.e.
180 s.
11 -Kazım
Karabekir.İstiklal Harbimiz.İstanbul, 1969. 75 s.
12 -M.Goloğlu.A.g.e.68
s.
13 M.Goloğlu.A.g.e.
81 s.
13 -Ömer
Fevzi’nin Erzurum Kongresindeki çalışma ve konuşmaları
hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz. M.F.Kırzıoğlu. Bütün
Yönleriyle Erzurum Kongresi.I-III c.
14 -M.Goloğlu.A.g.e.
92 s. Program taslağı için bkz. A.g.e. 187-1994 s.
15 -M.F.Kırzıoğlu.
A.g.e. I. c. 241 s. M.Goloğlu. A.g.e. 106 s.
16 -M.F.Kırzıoğlu.A.g.e.
III.c. 217 s. Beyannameyi imzalamayanlar Ömer Fevzi,
Hüseyin Abanozoğlu, Ali Naci, İbrahim Hamdi ve Yusuf Ziya
Beylerdi.
17 -Gazetenin
çıkış tarihi hakkında değişik görüşler bulunmakla birlikte
bu konuda M.Goloğlu’nun Milli Mücadelede Trabzon ve
Mustafa Kemal Paşa adlı kitabında verdiği 15 Kasım 1919
tarihi gerçeği yansıtmaktadır.Çünkü Selamet gazetesi
hakkında bilgi verenler, Türkiye arşivlerinde bulunan tek
nüsha (Erzurum Atatürk Ün.Kütüphanesi) yararlanmışlardır.
Halbuki milli mücadele dönemine ilişkin ciddi
araştırmaları bulunan Goloğlu, Selamet gazetesinin başka
nüshalarını da elde etmiştir.Bu durumu Hüseyin Albayrak’a
da belirtmiş bulunan Goloğlu (Bkz.H.Albayrak.Trabzon Basın
Tarihi.Ankara,1994. 97 s.), elde ettiği gazete nüshalarını
kendisine göndereceğini belirtmesine rağmen ani ölümü
nedeniyle sözkonusu nüshaları gönderememiştir. Albayrak’ın
sözünü ettiği Goloğlu’nun temin etmiş olduğu Selamet
gazetesinin 18 Mart 1919, 42, 71, 72 ve 74.sayılarının
daktilo edilerek bugünkü alfabeye nakledilmiş hali bir
dosya halinde tarafımıza intikal etmiş ve halen
arşivimizde bulunmaktadır.Bu yazıyı kaleme alma gerekçemiz
, Selamet gazetesinin 71,72 ve 74.sayılarında yer alan
Ömer Fevzi’nin Erzurum Kongresi’ni eleştiren makalelerinin
günışığına çıkarılma çabası olmuştur.
18 -Selamet
Gazetesi. Sayı:71, 72, 74. Yazının sonunda Ömer Fevzi’nin
makalelerinin tam metni verilecektir.
19 -Ömer Sami
Coşar. Milli Mücadele Basını. 48 s.
20 -K.Karabekir.
A.g.e. 164 s.
21 -K.Karabekir’in
elli sene evvel Rum olduğunu söylediği Ö.Fevzi’nin ailesi,
belirtildiği gibi kısa bir süre önce müslüman olmuş bir
aile olmayıp, Trabzon’un en güçlü ve etkin ailelerinden
biridir. Nitekim Erzurum Kongresi’ne Maçka delegesi olarak
katılan ve Mustafa Kemal’in yanında yeralarak başkan
vekilliğine getirilen İzzet Bey de aynı aileye mensuptur.
Kaldı ki İzzet Bey Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında iki dönem
Trabzon milletvekilliği de yapmıştır. Mete Tuncay ailenin
Selahattin Eyyubi soyundan bir Kürt boyu olup, kesin
bilinmeyen bir tarihte Osmanlı Hükümetince Doğu
Karadeniz’e sürüldüğünü belirtmektedir. Bkz. Mete Tuncay.
Erzurum Kongresinin Bolşeviğinden Gazi’ye Açık
Mektup.Toplumsal Tarih, Ağustos,1996. 11 s.
22-K.Karabekir.
A.g.e. 124-125 s.
24 -M.Goloğlu.
A.g.e. 124-125 s.
25 -M.Kemal
Atatürk. Nutuk. I.c. Kültür Bakanlığı, 1980. 81 s.
(*) : Erzurum
Kongresi Trabzon delegesi Eyübzâde Ömer Fevzi’nin kongre
kararlarını tenkit etmek amacıyla kendi çıkardığı Selamet
gazetesinin 71, 73 ve 74. sayılarında “Erzurum Kongresi
Mukarrerâtı” adıyla yayımlanan 1, 3 ve 4. makaleleri aynen
aktarılmıştır Bunlardan 1. yazı 21 Ağustos 335, 3. yazı 1
Eylül 335 ve 4. yazı 4 Eylül 335 tarihli Selamet
gazetesinde yeralmaktadır. Ömer Fevzi’nin bu yazıları,
kendi gazetesi dışında ilka kez yayımlanmakta olup, kongre
kararlarını tek tek ele alıp tenkit etmesine bakılırsa bu
yazıların bir kaç gün daha devam etmiş olduğu
söylenebilir
|