|
Yrd.Doç.Dr. İbrahim TELLİOĞLU
OSMANLI
HAKİMİYETİNE KADAR DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE TÜRKLER
Samsun’dan Artvin’e uzanan ve güneyde Gümüşhane-Bayburt’u
içine alan saha, tarih öncesi dönemden itibaren insanoğlunun
yerleşim alanları içerisinde yer almaktadır. Arkeolojik
buluntulardan, Artvin ve Rize dışındaki merkezlerde, tarih
öncesi döneme ait önemli veriler elde edilmiştir. Tarih
dönemlerine ait buluntulara göre ise bölgenin tamamındaki
yerleşim birimlerinin sayısında artış olduğu gibi kırsal
alanın da yerleşime açıldığı görülmektedir.
Tarihî kayıtlarda Doğu Karadeniz bölgesindeki varlığı sabit
olan ve ismi bilinen ilk topluluk Gaşkalardır. Hititlerin
çağdaşı olan bu topluluk, M. Ö. VIII. yüzyıl başlarında
bölgeden çekilmiştir. Gaşkaları takip eden dönemde, bahse konu
olan saha, M.Ö. VIII. yüzyıldan itibaren Türkistan menşeli iki
topluluk olan Kimmer ve İskitlerin hakimiyetine girmiştir.
İskitlerin sıkıştırması ile Gürcistan’dan Doğu Anadolu’ya,
oradan da İç Anadolu’ya gelen Kimmerler, M.Ö. 695 civarında
Frig devletini yıkarak bölgede bozkır-göçebe geleneklerini
devam ettiren bir devlet kurmuşlardı. Bu sırada bir kısım
Kimmer boyları da kuzeye çıkarak Karadeniz bölgesine yayılmaya
başlamış, Karadeniz Ereğlisinden Trabzon’a kadar olan sahayı
yaklaşık bir asır boyunca hakimiyeti altında bulundurmuştur.
M.Ö. 585’ten itibaren İskit baskısı sebebi yeniden göç eden
Kimmerler, Karadeniz’in kuzeyine çıkarak bölgeyi terk
etmişlerdir. Kimmerleri takiben Anadolu’ya giren İskitler ise,
M.Ö. 665’ten itibaren Kür nehrinin sağ yakasına yerleşmeye
başlamışlardır. M.Ö. 401 civarında bölgedeki İskit hakimiyet
sahası Çoruh boylarına ulaşmış, bu zaman zarfı içerisinde,
Sinop’tan Trabzon’a kadar olan sahil şeridi de bazı İskit
boylarının eline geçmiştir. Diğer taraftan, M.Ö. 336 yılına
ait Gürcü kayıtlarından, Makedonyalı İskender’in orduları
Çoruh boylarına ulaştığında, Hazar denizinden bu bölgeye kadar
olan sahada Kıpçak Türklerinin bulunduğu görülmektedir.
İlkçağda Doğu Karadeniz bölgesine yerleşen bu Türk ve Türklere
akraba topluluklar, daha sonra aynı coğrafyaya yerleşen
unsurlar içerisinde eriyip gitmişlerdir. M.Ö. VII. yüzyılın
sonlarından itibaren bölgede Yunan kolonileri kurulmaya
başlanmış, sonra Büyük İskender ve O’nun ölümünden sonra da
İran kökenli Mihridates hanedanı Sinop’tan Trabzon’a kadar
olan kısmı elinde tutmuştur. Mihridates hanedanının ortadan
kalkmasından sonra ise, Roma ve XI. yüzyılın son çeyreğine
kadar da Bizans İmparatorluğu bölgeye hakim olmuştur.
Doğu Karadeniz bölgesine yerleşen ikinci Türk unsuru, bölge
Bizans hakimiyetinde iken Çoruh boylarına yerleştirilen
Bulgarlardır. VI. yüzyılın başlarında Bizans İmparatorluğunu
Balkanlarda uzun süre meşgul eden Bulgarlar, kontrol altına
alındıktan sonra 530’dan itibaren Trabzon havalisi ile Çoruh
boylarına yerleştirilmiştir.
ulgar iskânından sonra, Çağrı Bey’in 1018 keşif akını ile
başlayan Oğuz göçü neticesinde, Doğu Karadeniz bölgesinin
siyasî ve etnik çehresi baştan sona değişmiştir. 1048’de
Hasankale zaferinden sonra İbrahim Yınal’a bağlı kuvvetlerin
Trabzon civarına akınlar düzenlemesi ile, Oğuzlar ilk defa
Karadeniz bölgesinin içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı.
1054 yılında ise, Tuğrul Bey’e bağlı kuvvetler, Çoruh
boylarından Samsun civarına kadar olan bölgeye akınlar
düzenlemiş, dört yıl boyunca devam eden baskı sonucunda,
1058’de Şarkî Karahisar Selçukluların eline geçmiştir. Sultan
Alp Arslan’ın 1064 Gürcistan seferi esnasında ise, Şavşat ve
Artvin Selçukluların kontrolüne girmiştir. Malazgirt
Zaferi’nden sonra ise, Türkler Anadolu’nun pek çok yerine
olduğu gibi Doğu Karadeniz bölgesinin de büyük kısmına
yayılmıştı. Kırsal alanın önemli bir kısmı Türkmenlerin eline
geçtiği gibi, Bayburt ve Trabzon Selçuklu hakimiyetine
girmiştir. Ancak Trabzon’daki Türk hakimiyeti uzun süreli
olmamış, yörenin önde gelenlerinin de desteğini alan Bizans’ın
bölge valisi Theodore Gabras, 1075’te şehri tekrar ele
geçirdiği gibi, batıda Sinop’a kadar uzanan sahil şeridi ile
iç kesimde Şarkî Karahisar’ı Türklerden geri almıştır.
Malazgirt Savaşı’nın akabinde kurulan Türk beylikleri
içerisinde, Danişmendliler, Saltuklular ve Mengücekoğulları
Doğu Karadeniz bölgesinin belirli bölgelerini kontrol altına
almıştır. Niksar merkez olmak üzere Yeşilırmak havzasını ele
geçirerek kuzeye doğru yayılmaya çalışan Danişmendliler,
Samsun’a kadar olan bölgeye hakim olmuştur. Erzurum ve
çevresinde kurulan Saltuklu beyliği ise, Bayburt’u elinde
bulundurduğu gibi, bölgeye yayılmaya çalışan Gürcülerle
mücadele etmiştir. Çoruh havzasını elinde tutan bu beylik,
Rize ve çevresindeki kalelerden de haraç almıştır. Erzincan ve
çevresinde kurulan Mengücekoğulları ise, Şarkî Karahisar’ı
denetimi altında bulundurmuş, Trabzon üzerine akınlar
düzenlemiştir.
Türkiye Selçuklu Devleti’nin yukarıda ismi geçen Türk
beyliklerini ilhak etmesinden sonra, Doğu Karadeniz
bölgesindeki Türk hakimiyeti pekişmeye başlamıştır.
1173/1174’te Danişmendlileri, 1202’de Saltukluları,
1227/1228’de ise Mengücekoğullarını ortadan kaldıran Türkiye
Selçuklu Devleti, bölgedeki Türkleri bir siyasî çatı altında
toplamayı başarmıştır. Öyle ki, II. Kılıç Arslan (1155-1192)
devrinde, Samsun-Trabzon civarındaki kırsal alan Selçukluların
denetimine girmişti. Akabinde 1194’te Samsun’u ele geçiren
Selçuklu kuvvetleri, 1204 yılına kadar şehre hakim olmuştur.
1214’te Sinop’un fethedilmesi ile Trabzon ve çevresine hakim
olan Komnenoslar Selçuklu tabiiyetine girmiş, bu sayede,
bölgede Türklere karşı çıkabilecek en önemli güç kontrol
altına alınmıştır. 1228’de ise Sinop-Ünye arası Rumlardan
alınmış, Trabzon üzerine baskı kurulmuştur.
Kösedağ savaşından sonra Selçukluların Anadolu’daki idaresi
zayıflamaya başlamış, bununla birlikte, Doğu Karadeniz
bölgesine Türk akışı devam etmiştir. Bir Gürcü kaynaklarındaki
bilgiye bakılırsa, 1247 civarında, Moğolların önünden kaçan ve
o tarih için oldukça kalabalık sayılabilecek altmış bin
kişilik bir Türkmen grubu, arasında Şavşat ve Artvin’in de
bulunduğu bölgeyi yurt tutmuştur. Bu yoğunluğun bir neticesi
olarak, bir Bizans kaynağında ifade edildiği üzere XIII.
yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Helenistik kültür, Trabzon
şehri dışında bölgedeki varlığını tamamen yitirmiştir. Aynı
dönemde, 1277’de Sinop’u kuşatan Rumları püskürten Çepniler,
doğuya ilerlemek suretiyle Trabzon Rumlarını baskı altına
almış, XIV. yüzyılın başlarına kadar Harşit boylarını ele
geçirmişlerdir.
Çepniler Sinop’tan doğuya doğru ilerleyerek Rumları Trabzon’a
çekilmeye mecbur bıraktığı yıllarda, Trabzon’un doğusundaki
durum da pek farklı değildir. Zira, çevresindeki kırsal alanı
ele geçiren Türkmenleri temizlemeye çalışan Kral Georgios
(1266-1280), bu sefer esnasında esir düşmüş, yerine, kardeşi
Ioannes tahta geçmiştir. Aynı tarihlerde, yaklaşık yüz yıldır
Gürcistan’da bulunan Kıpçaklar ile Gürcüler arasında ihtilaf
çıkmıştı. Papa Sargis liderliğindeki Ortodoks Kıpçaklar, Gürcü
saflarından ayrılarak İlhanlılarla birlikte hareket etmeye
başlamışlar, 1267’de Ahıska bölgesini ikta alarak batıda
Ardeşen’e kadar olan bölgeyi ele geçirmişler, 1479’da Osmanlı
hakimiyetini kabul edene kadar Doğu Karadeniz’de adı geçen
sahaya hakim olmuşlardır. Diğer taraftan, bölgenin Çoruh
vadisi kısmında 1124’ten beri Gürcüler tarafından
yerleştirilen Kıpçaklar bulunmakta idi. Sargis’e bağlı
Kıpçaklar ve Çoruh boylarına yaklaşık bir asırdır yerleşmiş
bulunan Kıpçakların yanı sıra, Kubasar ailesi gibi bazı
oymakların da Gürcistan’dan ayrılarak batıya göç etmesi ile,
Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Giresun ve Ordu’ya önemli
bir Kıpçak kitlesi yerleşmiştir. Sarışın, mavi gözlü, çengel
burunlu, açık tenli antropolojik özelliklere sahip bu Türk
topluluğu, bölgenin bir Türk yurdu haline gelmesinde önemli
bir rol üstlendiği gibi, yukarıda sınırları tarif edilen
yerleşim sahalarının etnik yapısında baskın unsur olmuştur.
XIV. yüzyıl başlarında Anadolu’da Selçuklu hakimiyetinin
sonlandığı dönemde, Grek kaynaklarındaki bilgilere bakılırsa
Doğu Karadeniz bölgesinde yaklaşık beş yüz kilometreyi bulan
kırsal alan Türkmenlerin eline geçmiştir. Kovanlar, Gümüşhane,
Torul ile Maçka-Hamsiköy, Türklerle Grekler arasındaki sınırı
oluştururken, Trabzonluların bu bölgelerdeki gücü de oldukça
zayıflamıştı. Moğolların Anadolu’dan çekilmesi ile birlikte,
Samsun ve civarı ile Bayburt Eretnalıların eline geçmiştir.
Güneyde ise, 1348’den itibaren Eretnalıların Bayburt valisi
Ahi Ayna Bey’in yanı sıra Akkoyunlu ve Çepnilerin de arasında
bulunduğu Türk grupları Trabzon’a akınlar düzenlemeye
başlamıştı. Ancak, Samsun ve çevresinde kurulan Canik
beylikleri, bölgenin siyasî ve etnik yapısını Türkler lehine
değiştirme bakımından çok önemli çalışmalar yürütmüşlerdir.
XIV. yüzyılın ortalarında Trabzon’da altı bin civarında insan
yaşar iken, Canik beyliklerinden bazılarının daha fazla asker
çıkarabilecek güçte olması, bölgedeki nüfus yapısını açık bir
biçimde göstermektedir.
Canik beylikleri içerisinde en önemli olanı, Ordu ve
çevresinde kurulan Hacı Emiroğulları beyliğidir. XIII.
yüzyılın sonlarına doğru Ordu bölgesini ele geçiren Sinop
Çepnileri tarafından kurulmuştur. 1347’de Fatsa ve Ünye’yi ele
geçirerek, bu bölgenin doğusundaki mıntıkada Trabzon Rumları
aleyhine büyük bir nüfus boşluğu meydana getiren Hacı
Emiroğulları, 1396 yılında Giresun’u da fethetmiştir. Yaklaşık
yedi yıl sonra bölgeye gelen İspanyol elçisi Clavijo, on bin
askeri olan Hacı Emiroğullarının topraklarını Tirebolu’ya
kadar genişlettiğini haber vermektedir.
Niksar merkez olmak üzere Samsun’un güneyine kadar yayılan
Taceddinoğulları, Moğol sonrası dönemde Doğu Karadeniz
bölgesinde ortaya çıkan ikinci büyük Türk beyliğidir. Kısa
süre sonra Trabzon Rumları üzerine harekete geçen
Taceddinoğulları, 1379’da Yeşilırmağın denize ulaştığı sahayı
Ünye’ye kadar ele geçirmiştir. 1386 tarihli bir kayda göre,
Taceddinoğullarının on iki bin askeri bulunmaktadır.
Bu iki beylik dışında, Samsun, Kavak ve Ladik bölgelerinde
hüküm süren Kubadoğulları, Vezirköprü, Havza ve Merzifon’u
elinde tutan Taşanoğulları, Bafra ve çevresine hakim olan
Bafra Beyleri, Osmanlı öncesi dönemde Canik bölgesine hakim
olan diğer Türk siyasî teşekkülleridir. Osmanlı Devleti’nin bu
bölgeyi XV. yüzyılın ilk yarısında ele geçirmeye başlamış,
1419/1420’de Bafra beyleri, 1427-1428’de Hacı Emiroğulları ve
Taceddinoğulları, 1419’da Kubadoğulları, 1430’da ise
Taşanoğulları beyliği ortadan kaldırılmıştır.
Trabzon’un batısında Canik beylikleri ortaya çıkarken,
güneyindeki sahada ise, Eretna’nın ölümünden sonra Erzincan’ı
ele geçiren Mutahharten, 1379’dan sonra Bayburt ve Şarkî
Karahisar’ı da ele geçirmiş, Trabzon Rumlarından haraç almaya
başlamıştı. Mutahharten’in ölümünden sonra Erzincan ve
çevresini, bu arada Bayburt’u da ele geçiren Akkoyunlular,
1341’den beri Trabzon Rumları üzerine akınlar düzenlemiştir.
Komnenoslar, 1352’de prenses Maria’yı Kutlu Bey’e gelin olarak
göndermek sureti ile iki taraf arasında iyi ilişkiler
kurmuştu. Bu dostane ilişki Uzun Hasan döneminde de devam
etmiş, 1458’de yapılan antlaşma ile prenses Theodora’yı gelin
olarak veren Komnenoslar, Akkoyunluları en yakın müttefiki
haline getirmeyi başarmışlardır. Aynı yıl Uzun Hasan Şarkî
Karahisar’ı alarak Doğu Karadeniz bölgesindeki topraklarını
genişletmiştir. Ancak doğu sınırlarında olup bitenler Fatih
Sultan Mehmed’i harekete geçirmiş, Amasra, Kastamonu ve
Sinop’u ele geçiren Osmanlı Sultanı, Koyulhisar zapt ettikten
sonra Trabzon üzerine ilerlemiştir. Uzun Hasan büyük çaba
göstermesine rağmen, Osmanlıların 1461’de Trabzon’u ele
geçirmesini önleyememiştir. 1473’te Akkoyunluların elindeki
Bayburt ile Şarkî Karahisar’ı, 1481’de Kabasitas ailesinin
alindeki Torul’u ele geçiren Osmanlı Devleti, böylece
bölgedeki siyasî bütünlüğü sağlamıştır.
Osmanlı Devleti, Trabzon ve Torul dışında Doğu Karadeniz
bölgesinde hakim olduğu yerlerin tamamını Türk beylik ve
devletlerinin elinden almıştır. Malazgirt Savaşı’nı takip eden
dönemde bölgeye yerleşen Türk toplulukları, düzenli bir
şekilde Karadeniz bölgesine yayılmış, ilk olarak kırsal alana
yayılan göçebe Türkmenler, Türkiye Selçuklu Devleti ortadan
kalktığı sırada beş yüz kilometreyi bulan bir sahayı ele
geçirmiştir. Şehir merkezleri itibariyle Bayburt, Şarkî
Karahisar gibi güneydeki yerleşim birimlerini Malazgirt
savaşının hemen ertesinde zapt eden Türkler, Türkiye
Selçukluları zamanında Samsun’u, Hacı Emiroğulları beyliği
döneminde Ordu ve Giresun’u ele geçirmişti. Bu sebeple, XV.
yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti hakimiyetine
girdiğinde, Doğu Karadeniz bölgesinin büyük kısmı, yaklaşık
dört asırdır bir Türk vatanı idi.
|