|
BÜYÜK BİLGİN PROF. DR. KIRZIOĞLU’NUN ARDINDAN
Yunus ZEYREK*
10 Şubat 2005, Perşembe (1 Muharrem 1426) tarihinde
Türkolojinin büyük bilgini Prof. Dr. Kırzıoğlu M. Fahrettin
Beyi kaybettik. Seksen sekiz yıllık ömrünün yetmiş yılını
bilfiil çalışarak, meşgul olduğu sahalarda birbirinden
kıymetli eserlerle bilim âleminde yeni ufuklar açarak yaşayan
örnek insan Kırzıoğlu, aramızdan ayrıldı. Hacı Bayram’da cuma
namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra Cebeci Asrî
Mezarlığında ebedî istirahatgâhına tevdi edildi.
1917 yılında Rusya’da Bolşevik İhtilâli
olmuştu. Bu ihtilâlin ortaya çıkardığı karışıklıklar ve
belirsizlikler, cephelerdeki Rus ordularını da derinden
etkilemişti. 93 Harbinden beri Rus işgalinde bulunan Kars’ta
inisiyatif Ermenilere geçmişti. Ermeniler, bölge halkına kan
kusturuyor,akla gelmez derecede zulmediyorlardı. Rus
ordusundaki Kazan Türklerinden Yarbay Abdullayev, Kars
eşrafını, şehirden dışarı çıkmalarını, aksi takdirde
Ermenilerle Rus Kazakları tarafından büyük bir katliamın
kendilerini beklediğini haber vermesi üzerine diğer yerliler
gibi Mehmet Derviş Efendi de, ailesiyle birlikte Kars
yakınlarındaki Mamaş (Kırçiçeği) köyüne, bir akrabasının
yanına gitti. Kars’ın en eski ve yerli bir ailesine mensup
olan Kırzıoğlu Mehmet Derviş Efendiyle eşi Hâfıza Hesna Hoca
Hanımın, Mamaş’ta ilk çocukları dünyaya geldi. Tarih: 25 Şubat
1332/ 10 Mart 1917 Cumartesi gün Rusya’da Çarlık yıkılmış,
onun yerine Sovyet yönetimi kurulmuştu. Sovyet yönetimiyle
Osmanlı Devleti arasında yapılan antlaşmalarla kısmî bir
rahatlama görüldü. Ardahan ve Batum’la birlikte Kars da, 3
Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk Barış
Antlaşması’yla Türkiye’ye bırakıldı. 25 Nisan 1918’de Türk
ordusu Kars’a girince, dört yıldan beri Mamaş’ta yaşayan
Mehmet Derviş Efendi, ailesini alarak Kars’ın Kaleiçi
Mahallesindeki evine döndü. Bu hercümerç devrinde dünyaya
gözlerini açan Fahrettin’in ailesi, çevredeki okumuş
ailelerden biriydi. Ana dedesi olan Müderris Yemenhalifeoğlu
Muhyiddin Efendiyle eşi Kıymet Hoca, mahallenin kız ve erkek
çocuklarını ayrı ayrı okutuyor, onlara dinî ve millî bilgiler
veriyorlardı. Küçük Fahrettin’in babası, Kars’ın savunması
sırasında Ermenilerle savaşırken bir şarapnelle alnından
yaralanıp atından düşmüştü. Atı, kanlı bir eyerle eve gelince,
eşinin şehit düştüğünü sanan genç anne, üzüntüden yatağa düştü
ve Kars’ın kurtuluşunu göremeden vefat etti. Küçük Fahrettin,
henüz 13 aylıkken öksüz kaldı. Baba Mehmet Derviş Efendi,
baldızıyla evlendi. Böylece Fahrettin de öksüzlükten kurtuldu.
Daha sonra bu hanım da vefat edecek, Mehmet Derviş Efendi,
üçüncü defa evlenecekti. Üç hanımdan toplam on çocuk dünyaya
gelmişti. Bu kardeşlerin en büyüğü Fahrettin’di. Fahrettin,
küçük yaşlarda iken aile içinde okutuldu ve halası Safiye
Hocadan iki hatim indirdi. 1923 yılında Kars Numune Mektebine
verildi. 1928 yılında İsmet Paşa İlkokulunu ve 1931’de Kars
Ortaokulunu bitirdi. Kars’ta lise olmadığından ücretli-yatılı
öğrenci olarak Erzurum Lisesine gönderildi. Lise yıllarında,
Erzurum Tarihçesi ve Erzurum Şairleri adlı kitapların
tesirinde kaldı. Genç Fahrettin, bu tesirle daha o yaşlarda
Kars’ın tarih ve edebî değerlerini araştırmaya yöneldi. Dede
Korkut Kitabı’yla da bu yıllarda tanıştı; bu kitabın diline ve
üslûbuna hayran kaldı. Haziran 1934’te Erzurum Lisesinden
mezun olan genç Fahrettin, Maliye Tahsil Müfettişi olarak
Arpaçay’da memuriyete başladı. Bu memuriyeti, bir yıl
sürdü.[1] Bu bir yıl zarfında atla dolaştığı Arpaçay
köylerinden, halk edebiyatıyla ilgili13 defter dolusu derleme
yaptı. Genç Fahrettin, Dr. Rıza Nur’un 12 ciltlik Resimli Türk
Tarihi’nin Kırım ve Türkistan’la ilgili bahislerinden çok
etkilenmişti: Doktor olup köylü kılığında Türkistan’a giderek
Basmacıları, Moskoflara karşı ayaklandırma hayalleri
kurmaktaydı. Bu duygularla, 1935 yılı ağustosunda, Sağlık
Bakanlığı hesabına yatılı olarak İstanbul Üniversitesi Tıp
Fakültesinde tahsile başladı. Bu fakültenin FKB kısmını
tamamladı ve sertifika aldı. Daha önceleri canlı hayvan
ticaretiyle meşgul olan babası, Kars’ın kurtuluşunu müteakip
1918 yılından itibaren yapmakta olduğu Belediye
tahsildarlığından ayrılmıştı. Özel İdare’den kiraladığı
değirmen de elinden alınmıştı. Bu sırada Kars’taki evleri
soyuldu. Bu soygun, aileyi fakir düşürmüştü. Tıp fakültesini
bırakıp Kars’a dönen Fahrettin, ailenin geçimine katkıda
bulunmak için yeniden memuriyete başladı ve yine Hususî
Muhasebe Tahsil Müfettişi olarak Posof’a gitti. Burada on ay
görev yaptı.[2] Köy tahsildarlarını denetlemekle görevli atlı
memur olarak ilçe, kasaba, köy, yayla ve kışlakları dolaştı.
Bölgeden yetişen âşıkların deyiş ve hikâyeleriyle hayli
folklor malzemesi topladı. O, bu görevi büyük bir zevkle
yaptığını söylemektedir.
1937 Mayısında askere alındı. On iki ay
süren Yedek Subay Okulundan sonra Asteğmen olarak Sarıkamış
Topçu Alayına geldi. Burada altı ay kıta hizmeti yaptıktan
sonra 1938 Ekiminde terhis edildi. Kars Lisesinde Yardımcı
Türkçe Öğretmenliğine başladı.[3]
Kars Lisesindeki öğretmenliği sırasında Halkevinin aylık
dergisi Doğuş’un idaresini üstlendi. Daha önce 16 sayfa olarak
çıkan dergiyi 32 sayfa hâlinde çıkarmaya başladı. İlk yazı
denemelerini ve daha önce Posof ve Arpaçay’da derlediği halk
kültürü verimlerini, bu dergide yayımladı. Bu yazılar, yurdun
dört bir yanından ses getirdi. Doğuş’taki yazıları ona, yurt
çapında haklı bir ün kazandırdı. Yine bu dönemde Kars
gazetesinde birçok araştırma yazıları neşredildi.
Kırzıoğlu, Alman-Rus Savaşı başlayınca 1941 yılında yeniden
yüksek tahsil yapma fırsatı buldu. İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde okumaya başladı. Bir ara
İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde memurluk da yaptı.[4] 1941
yılında Ülkü dergisinde çıkan Dede Korkut Kitabı’ndaki Coğrafî
İsimler başlıklı incelemesiyle, ilim âleminin dikkatini çekti.
Bu çalışma, 1952 yılında kitaplaşacak ve Kırzıoğlu, Dede
Korkut Destanları mütehassıslarından biri sayılacaktı.
Soyadı Kanunu yürürlüğe girince aile adları
verilmeyip Çelik soyadı verilmişti. Bu isim, 9 Kasım 1943
tarihli mahkeme kararıyla tashih edildi ve aile, Kırzıoğlu
soyadını aldı. Bundan sonraki yazılarında imzasını, genellikle
Kırzıoğlu M. Fahrettin şeklinde kullandı.
Kırzıoğlu adı, aileden birinin lâkabından gelmektedir. Hocanın
dedelerinden beşincisi olan Değirmenci Şerif Ağanın alnının
sağ üst tarafında, doğuştan bir tutam beyaz/kır saç
bulunmasından dolayı ona Kırzı Şerif derlermiş. Bu sebeple
ailenin adı Kırzılar/Kırzıoğulları olarak anılmaktaymış.
Kırzıoğlu, 1943’te ikinci defa silâh altına
alınarak Sarıkamış’taki kıtasına gitti. Bu on yedi aylık
ikinci askerlik dönemiyle toplam 35 ay askerlik yaptıktan
sonra Topçu Teğmeni olarak terhis edildi. Askerliği sırasında
kayak sporuna ilgi duydu ve bu sporla meşgul oldu. İkinci
askerlikle fakülte öğrenimi kesintiye uğradıysa da, 1944’te
tekrar fakülteye dönerek tahsile devam etti.
Üniversite öğrencisiyken araştırmalarını
neşretmeye devam eden Kırzıoğlu, bu sıralarda Çınaraltı,
Bozkurt, Türk Yurdu, Tanrıdağ, Türk Amacı, Halkbilgisi
Haberleri, Tarihten Sesler ve Yücel dergilerinde
araştırmalarını neşretti. O bu sıralarda hocası Zeki Velidî
Togan’ın fahri asistanı gibiydi. Sevilen ve kendisinden çok
şey beklenen müstakbel bir bilim adamı olarak İstanbul’un ünlü
aydınları ve bilim muhitine girdi. Takdir kazanan genç
Kırzıoğlu, ilim çevrelerinden iltifat görüyordu. Millî Şâir
Mehmet Emin Yurdakul’un dikkatini çekmiş ve onun sevgisini
kazanmıştı. 20 Nisan 1943 tarihinde Ankara adlı kitabını
imzalayan Yurdakul, imzasının üzerine: “Millî ülkümüzün
meş’alecilerinden Aziz Oğlum Fahrettin’e yadigâr olsun.”
ifadesini yazmıştı.
İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi müellifi
İsmail Hâmi Danişmend, kitabını Kırzıoğlu’na armağan ederken
iç kapağa şunları kaydetmişti: “Kars’ın kıymetli tarihçisi ve
benim aziz dostum Fahreddin Kırzıoğlu’na armağan. 8
Teşrinievvel 1947”[5] Gerçekten de Kırzıoğlu, Cumhuriyet
döneminde millî kültür alanındaki uyanışta, önemli rolü olan
aydınlardan biri olacaktı.
Kırzıoğlu’nun evrak-ı perişanı arasındaki
mektuplardan onun çok geniş bir dost çevresine sahip olduğu
anlaşılmaktadır Bu çevre, zamanın ilim ve sanat âleminde
zirvelere çıkmış ünlü kişilerden oluşmaktaydı. İşte onlardan
bazıları: Zeki Velidî Togan, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu,
Şerafettin Erel, Mirza Bala, Orhan Şaik Gökyay, Osman Turan,
İsmail Hami Danişmend, Pertev Nailî Boratav, Arif Nihat Asya,
Nihal Atsız, Faruk Sümer, Hamit Zübeyir Koşay, Cahit Öztelli,
Necati Akder, Rıfkı Salim Burçak, M. Halit Bayrı, Necmettin
Esin, Tarık Zafer Tunaya, Faruk Kaleli, İbrahim Kafesoğlu,
Bekir Kütükoğlu, M. Altay Köymen, Hikmet Dizdaroğlu, Nejat
Diyarbekirli, İhsan Hınçer, Fazlıoğlu Cemal Oğuz Öcal ve çoğu
âhirete intikal etmiş daha kimler...
1946 yılında üniversite öğrenimini
tamamlayan Kırzıoğlu, iki yıl İstanbul’da serbest çalıştı. Bu
sırada Hazine-i Evrak’ta ve kütüphanelerde araştırmalar yaptı,
hocası Cavid Baysun’la Tezâkir-i Cevdet’in ilk 12 tezkiresini,
müellif yazmasından kopya ile neşre hazırladı. Dört tane tarih
eserinin metin ve sadeleştirmesini Türkiye Yayınevi’ne
verdi.[6]
1944 yılında düzenlenen Kars Tarihini Yazma Müsabakası için
yazmaya başladığı Kars Tarihi’ni 1945 yılı sonunda vilâyete
teslim etti.
Kırzıoğlu, 1948 yılında Kars Lisesinde
öğretmenliğe başladı.[7] Bu görevi sırasında, 15 Mart 1949
tarihinde, Silifke eşrafından, Emekli Binbaşı Kâzım Göksel’in
kızı ve aynı lisede coğrafya öğretmeni olan Nebahat (Göksel)
Hanımla evlendi. Zamanın siyasî iktidarını etkileyen ünlü bir
politikacının yanlış tutumu yüzünden, 1951 yılında Diyarbekir
Lisesine tayin edildi.[8] Bu şehirde, sosyal ve kültürel
faaliyetler yürüten Kırzıoğlu, bölgenin tarih, etnoloji,
etnografya ve folklorunu araştırdı. Bu araştırma ve
incelemelerinin bir kısmını, Diyarbekir’de çıkarmaya başladığı
Kara Amid, Dicle ve İç Oğuz dergileriyle diğer mahallî
gazetelerde neşretti. Mahallî basın ve eşrafla yakın ilişkiler
kuran Öğretmen Kırzıoğlu, bu şehirde silinmez izler bıraktı.
Kırzıoğlu’nun Diyarbekir’de yaptığı çalışmalar, yine
Diyarbekirli bir aydın olan rahmetli Avukat Şevket
Beysanoğlu’nun 31 Mart 1963 tarihli bir mektubunda şöyle
anlatılmaktadır: “1939 yılında Kars Halkevi dergisi Doğuş ve
İstanbul gazetelerinden Tanin, Vakit, Tasvir ve Hürses’teki
yazılarıyla tanıdığımız Kırzıoğlu’nun, mutlu bir tesadüf eseri
olarak 1951 martında Diyarbakır Lisesi Tarih hocalığına tayin
edilişi, kendisini yakından tanımamıza vesile oldu. 1957 yılı
sonuna kadar Ziya Gökalp Lisesi ve arada da Diyarbakır
Öğretmen Okulunda tarih hocalığı yaparken, Ziya Gökalp ailesi
ve müzesinin incelenip tanınması; Türk Milliyetçiler Derneği
ve Diyarbakır Tanıtma Derneğinin kurucu azası olarak
çalışmaları, şehrin anıtları, yazıtları ve Lice, Atak, Çermik
kasaba ve kaleleriyle bölge folklorunun yakından inceleyici ve
araştırıcısı olarak Kara Amid dergimizde yayınladığı
makaleler, bölgemiz ve millî kültürümüz için çok verimli
olmuştur.”
Diyarbekir Ziya Gökalp Lisesi Tarih
Öğretmeni olduğu sırada, 17 Eylül 1953 tarihinde Türk Dil
Kurumu üyeliğine kabul edildi. Bu kurumda Agop Dilaçar’la
ihtilâfa düştü; Dilaçar’ın şikâyetine sebep olacak derecede
tartışmaları oldu.
1953 yılında İstanbul’da basılan Kars
Tarihi, adlı eseriyle bilim çevrelerinde haklı bir üne erişen
Kırzıoğlu, bunun ardından 1855 Kars Zaferi’yle Edebiyatımızda
Kars adlı kitaplarını yayımladı.
1957 yılında Adapazarı Lisesine nakleden
Kırzıoğlu, Arifiye Öğretmen Okulunda Tarih öğretmenliği yaptı.
1961 yılında Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmeni
İşbaşında Yetiştirme Bürosunda Şube Müdürlüğüne getirildi. Bu
arada DPT’de Sosyal İşler Dairesinde ve Devlet Bakanlığı Özel
İstatistikî Bilgiler Grubunda Tarih Araştırmaları Uzmanı
olarak çalıştı.
1964 yılında, 81 yaşında olan babası Mehmet Derviş Efendi
vefat etti. Aynı yıl, Necip Fazıl tarafından Kanlı Sarık adlı
tiyatro eseri yazıldı. 1064-Selçuklu Fethinin 900.
Yıldönümünde, Kars tarihini sahneye koyma amacıyla Kars
Belediyesi tarafından desteklenen bu eserin konusu ve
malzemesi,yazara Kırzıoğlu tarafından verilmişti.[9]
1966’da Millî Eğitim Bakanlığı Arşiv
Dairesi’nde Müdür Yardımcısı ve aynı zamanda Türk
Ansiklopedisi’nde uzman olarak çalıştı. Bu ansiklopediye
birçok makale yazdı.
Kırzıoğlu, Ankara’daki memuriyeti sırasında bir yandan da
Ankara Üniversitesi DTCF’de Akdes Nimet Kurat yönetiminde
doktora çalışmasını yürüttü. Osmanlıların Kafkas Ellerini
Fethi konulu tezini pekiyi dereceyle veren Kırzıoğlu, 11 Mayıs
1967’da Tarih Doktoru oldu.[10]
Dr. Kırzıoğlu, 1 Kasım 1967 tarihinde Erzurum Atatürk
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Öğretim
Görevlisi olarak çalışmaya başladı. 1972-1973 tarihlerinde bir
süre Fransa’da kaldı. 18 Kasım 1975 tarihinde, Kür ve Çoruk
Boylarında Kıpçaklar adlı teziyle Orta Çağ Tarihi Doçenti
oldu.[11] Uzun yıllar bu fakültenin Tarih Bölümü Başkanlığını
yürüttü. 1980 Kasımından itibaren altı ay Lefkoşa’da kalıp
Kıbrıs’taki Türk-İslâm kitabelerini inceledi. Bu arada Lefkoşa
Özel Türk Üniversitesinde İnkılâp Tarihi dersleri verdi.
Kırzıoğlu, 1982 yılında tamamladığı Anı Şehri Tarihi adlı
çalışmasıyla Orta Çağ Tarihi Profesörü unvanını aldı.
Kadrosuzluktan dolayı iki yıl Dışişleri Bakanlığı Araştırma
Dairesinde arşiv uzmanı olarak çalıştıktan sonra Ankara Gazi
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Öğretmenliği Bölümü
Öğretim Üyeliğine geçti.
Prof. Dr. Kırzıoğlu, 16 Mayıs 1985
tarihinde buradan emekliye ayrıldı. 1 Ocak 1986-31 Aralık 1986
tarihleri arasında sözleşmeli ve Ekim 1987-31 Mayıs 1990
tarihleri arasında da ücretli öğretim elemanı olarak aynı
fakültede görev yaptı.
Çok verimli ve faal bir bilim adamı olan Kırzıoğlu, sosyal
hayatta birçok dernek ve kurulun kurucusu, yöneticisi veya
üyesi olarak görev yapmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:
Kars Turizm ve Tanıtma Derneği, Selçuklu Tarihi ve Medeniyeti
Enstitüsü, Türk Folklor Derneği, Türk Ocakları, Türk Dil
Kurumu, Diyarbakır Milliyetçiler Derneği, Diyarbakır Turizm ve
Tanıtma Derneği, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek
Kurulu, Türk Tarih Kurumu, Muallimler Birliği, Malazgirt Fetih
Âbidesini Yaptırma Derneği, İstanbul-Kars Lisesinden
Yetişenler Cemiyeti, Selçuklu Fethini Kutlama Komitesi,
Türkiye-Azerbaycan Dostluk Derneği...
Bunlardan Türk Tarih Kurumunun Kırzıoğlu’nun hayatında ayrı
bir yeri vardır. Zira o, bu kurumun aslî üyesiydi. Hoca,
TTK’nın Brosset’den tercüme edilen Gürcistan Tarihi adlı
basıma hazır kitabı, yaklaşık elli sene bekletmesine bir anlam
veremiyor ve üzülüyordu. Nihayet bu kitap 2003 yılı sonuna
doğru çıktı. Fakat evlere şenlik![12] Hoca artık eski güç ve
hafızasına sahip değildi. Bu kitabı birkaç sayfa okuduktan
sonra bıraktı. İnanıyorum ki, bu kitap bu hâliyle birkaç sene
önce eline geçseydi tercümedeki izaha muhtaç birçok noktayı
aydınlatacak ve basıma hazırlanma şekil ve metodunu da
eleştirecekti. Ne gariptir ki, bu kitabı baskıya hazırlayan
profesör, yazdığı sunuşta, kitabın macerasını hikâye ederken,
“Türk Tarih Kurumu aslî üyelerinden Prof. Dr. Fahreddin
Kırzıoğlu’nun ısrarlı teklifleri sonucunda Yürütme Kurulunun
7.6.2000 tarihli kararıyla Gürcistan Tarihi’nin çevirisinin
yayına hazırlanması görevi tarafıma verilmiştir.” ifadelerini
kullanmaktan kendini alamamıştır.
Hoca, Şerefname’nin de Kültür Bakanlığı tarafından
yayımlanacağını söylemişti. Bu eser de hâlâ yayımlanmamıştır.
Kırzıoğlu’nun, rahmetli eşi Nebahat
Hanımdan üç oğlu vardır. Bunların en büyüğü olan Mehmet Ilgar
(1950), Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Mimarlık
Bölümünde profesördür. Ortanca oğlu Kâzım Dede Korkut (1951),
Ankara Tarım İl Müdürlüğünde ziraat mühendisi ve küçük oğlu
Seyfettin Kürşat (1956) bir kurumda mütercim olarak
çalışmaktadır.
Şeker hastalığından mustarip olan Nebahat Hanım, 5 Mart 1986
tarihinde vefat etti.
Sıhhatine çok dikkat eden Hoca, sakin ve huzurlu bir tabiata
sahipti. Sigara dahil hiçbir kötü alışkanlığı yoktu. Alkol
kullanmayan Kırzıoğlu, şairler sarhoş olur diye, hece ve aruz
veznini çok iyi bildiği hâlde,dedesine söz vermiş, şiir
yazmamıştır.*
Prof. Kırzıoğlu’nun, Türk bilim hayatının
çok önemli şahsiyetlerinden biri olarak Türkolojinin her
sahasında üstad olduğu, ilim çevreleri tarafından kabul
edilmiştir. O, bu sahalarda çalışan akademisyenlere rehber
olmuştur.
Dil, tarih, edebiyat, folklor, etnografya
ve etnoloji dallarında çalışanlar, ona müracaat etmektedirler.
Türkolojinin en hassas sahalarında, kimsenin cesaret edip ele
alamadığı birçok konu, onun gayretiyle aydınlanmıştır. Söz
konusu sahalarda yazılmış yabancı eserleri, cebinden para
harcayarak tercüme ettirmiş ve bunlardan yararlanmıştır. Bu
hususu bilmeyen bazı muarızları, onun kullandığı bu tür
kuvvetli kaynakları bilmemekte, gıyabında iftira ve
dedikodudan kendilerini alamamaktadırlar.
Kırzıoğlu, divanî ve siyakat dahil eski
yazıları rahatlıkla okumaktaydı. Onun kitaplarını
karıştıranlar, dipnotlardaki kaynaklara bakınca bu uzmanlığını
fark ederler.
Genel tarih bahisleri yanında bölge tarihçiliğine de ayrı bir
önem atfeden Kırzıoğlu, bu sahada âdata çığır açmıştır. Başta
kendi memleketi Kars ve çevresi olmak üzere, Artvin, Ahıska,
Erzurum, Rize, Trabzon, Bayburt, Gümüşhane, Ağrı, Van, Bitlis,
Siirt, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Malatya ve Adıyaman
illerimizle ilgili çalışmalar yapmıştır. Hoca, bu şehirlerle
ilgili olarak ya etraflı araştırmalar yapmış, yayımlamış,
yahut da mahallinde konferanslar vermiştir. Mahallî basın
üzerinde yapılacak araştırmalar, Hocanın bu faaliyetini açıkça
ortaya koyar. Buralardan yetişen genç tarihçiler, onun açtığı
yolda ilerlemişlerdir. Hocanın arşivinde, bunlarla ilgili
birçok mektuba rastladık. Kendisine 30 Kasım 1965 tarihinde
Malatya’dan bir mektup yazan Celâl Yalvaç, Kars Tarihi’nin
kendisi için iyi örnek olduğunu belirtmiş ve okuyamadığı
kitabelerin fotoğraflarını Hocaya göndererek yardım
istemiştir. Bu mektuba 2 Aralıkta cevap yazan Kırzıoğlu, şöyle
diyordu: “Mektubunuz, bir Anadolu bölge tarihçisiyle beni
tanıştırdığı için, dün akşamdan beri çok mutluyum. Malûm,
bizde şehir ve iller tarihi incelenip yazılamadan, geniş bir
yurt ve millet tarihi yazılamaz. Bu bakımdan Doğu
Anadolu’muzdan Urfa, Diyarbekir, Siirt, Harput, Erzincan,
Erzurum, Kars ili tarihlerinden sonra Malatya tarihinin de
sizin kaleminizden çıkmış olarak Millî Kütüphanemize mal
edilmesi, büyük bir saadet ve kazanç olacaktır. Çözemediğiniz
kitabelerin fotoğrafisini lutfederseniz, burada halleder size
takdim edebilirim.” Hoca, ayrıca bu mektupta Yalvaç’a Malatya
tarihiyle ilgili geniş bir bibliyografya da veriyor.
Kırzıoğlu, bir tarih bilgini olduğu gibi
aynı zamanda üstat bir halkiyatçıdır. Tertip edilen âşıklar
bayramı ve halk oyunları yarışmasında birçok defa jüri üyeliği
yapmıştır. O, genç yaşında başladığı halkiyat derlemeleri ve
tevazuuyla halk şâirlerinin de büyük sevgi ve saygısını
kazanmıştır. Birçok âşık, onun için övücü manzumeler
yazmıştır. Kendisine gelen mektuplar arasındaki âşık
mektupları dikkat çekmektedir. Başta Çıldırlı Şenlik ve
Posoflu Zülâlî’yle Müdamî olmak üzere Yusufelili Huzurî,
Kağızmanlı Hıfzî ve Cemal Hoca, Bardızlı Nihanî ve daha birçok
âşık, onun çalışmalarıyla edebiyatımıza malolmuştur. Kırzıoğlu,
başta Türk Folklor Araştırmaları dergisi olmak üzere bu sahada
çıkan yayın organlarının vazgeçemediği bir halkiyatçıydı. Onun
bu yönünü öne çıkaran ilk biyografisi, Ali Rıza Önder
tarafından kaleme alınan yazıdır.[13]
Kırzıoğlu, önceleri Valilikler ve Halk Eğitim Merkezlerinin
davetiyle, son yıllarda da Atatürk Dil ve Tarih Yüksek
Kurumunun programlarıyla Anadolu şehirlerinde birçok konferans
vermiştir. Bu konferanslar, büyük kalabalıklar tarafından
dinlenmiş ve mahallî basında yer almıştır.
Kırzıoğlu, yurt dışındaki Türkoloji çevrelerinde de bilinen ve
çalışmaları merakla takip edilen bir bilim adamıdır. O,
çalışmalarından dolayı birçok defa çeşitli ödüllerle taltif
edilmiştir. Bunların Hocayı sevindirdiğini biliyoruz. Yalnız
1998 yılında Milletlerarası Dede Korkut Kollokyumu’nda Bakü
Devlet Üniversitesi tarafından verilen Dede Korkut Adına Hamid
Araslı Plaketi’nin ayrı bir yeri olduğu muhakkak...
Prof. Kırzıoğlu’nun muarızları da olmuştur.
Ama bunlar, hiçbir ilmî mahfilde karşısına çıkamamış, şurada
burada konuşmaktan ileri gidememişlerdir. Ünü sınırlarımızı
aşan Kırzıoğlu’nun yurt dışındaki muarızlarıyla görüşmelerinin
ve mektuplaşmalarının bir kısmına biz şahidiz. Bu ilişkilerde
Hocanın ne kadar itibar gördüğünü, kendisine nasıl saygı
gösterildiğini burada anlatmak, gereksiz olacaktır. Ancak şunu
ifade etmeliyiz ki, içerideki muarızlarının bazıları,
tarafımızdan yakînen tanınmaktadır. Türk bilim hayatına hiçbir
katkısı olmayan bu bedbahtların, birtakım unvanlara sığınarak
bu fakir milleti nasıl sömürdüklerini anlatmanın da gereksiz
olduğuna inanmaktayız. 1997 yılında Ankara’da Millî
Kütüphanede yapılan Âşık Şenlik Sempozyumu’nda, bir doçent,
Şenlik’in mensup olduğu Terekeme uruğu hakkındaki tebliğini
sunarken, “Âlim Hocamız Prof. Kırzıoğlu’nun dediği gibi...”
diye başlayıp ipin ucunu kaçırmıştı. Bu palavraya dayanamayan
Hoca, yerinden kalkıp sahneye çıktı, mikrofonu aldı: “Bu genç
doçent arkadaşımız, kaynak gösterdiği benim kitaplarımı ya
okumamış, ya da okuduğunu anlamamıştır!” dedikten sonra orada
bulunan Kültür Bakanına seslenerek, “Sayın Bakan, bu tebliğin
ilmî bir kıymeti yoktur. Basılmamalıdır!” uyarısında bulundu.
Tabii ki Şenlik tebliğleri arasında o tebliğ çıkmadı.[14]
Fakat daha sonra üniversite profesörü oldu ve müthiş bir
Kırzıoğlu düşmanı kesildi. Kendisini “Türkolog” olarak takdim
eden fakat Türkolojinin hiçbir sahasında yeterli bilgiye sahip
olmayan bu tosunu uyarmak için Kırzıoğlu’na Saygı başlıklı bir
yazı yayımlayıp o ve onun gibileri ahlâkî bir çizgiye davet
ettik.[15] Söz konusu yazının üzerinden beş sene geçtiği hâlde
bu tosun, unvanını taşıdığı sahada kayda değer bir çalışma
yapmadığı gibi dedikodudan da vazgeçmemiştir. Sırası
geldiğinde kendisini ifşa ederek ipliğini pazara çıkaracağız.
Kırzıoğlu, bir insanın ömrüne sığmayacak
çaptaki araştırmalarında ilmî tenkide her zaman ihtiyaç
olduğuna inanmış ve kendi tezlerinin de ilmî platformlarda
tartışılmasını arzu etmiştir. Ne yazık ki, onun
araştırmalarını anlayıp değerlendirmede aciz kalan bazı
kişiler, içerideki şer çevreleri ve Ermenilerle aynı safta yer
aldıklarını anlayamamışlardır.
Kırzıoğlu’nun en karakteristik özelliklerinden biri, onun
mücadeleci yönüdür. Bilhassa millî konularda öne çıkan bu
tavır, kültürel değerleri karanlık emellerine alet edenlerle
etnik fitneyi körükleyenler üzerinde büyük tesir icra
etmiştir. Yıkıcı, bölücü ve ifsat edici faaliyete kayıtsız
kalmamış, zamanında gereken cevabı vermekten çekinmemiştir.
Birçok basın yayın organında onun bu tür yazıları görülebilir.
Kırzıoğlu, kendi hocalarının takdir ve
sevgisini kazanmış, birçok bilim adamı için de, bilgisine
başvurulması gereken üstad olmuştur. Bunlardan birkaçına örnek
vermek istiyoruz.
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin ünlü Halkiyatçısı P. Nailî
Boratav’ın, henüz üniversitede öğrenci olan Kırzıoğlu’na
yazdığı birçok mektuptan birisi şu satırlarla başlamaktadır:
“Aziz Kardeşim Fahreddin, Birçok ma’lûmatla dolu ve istediğim
şeylere cevaplarla yüklü mektubunu aldım. Arkadaşlığının
kıymetini takdir ettiğim içün her mektubun benim içün büyük
bir sevinç mevzuu oluyor. Eksik olma kardeşim.” Boratav’ın
Doğu Anadolu’da yaptığı folklor ve halk edebiyatı
derlemelerinin hatırı sayılır çaptaki büyük bir kısmı
Kırzıoğlu’na aittir.[16]
19 Mayıs 1951 tarihinde Mersin’den mektup gönderen Halkiyatçı
Cahit Öztelli, Hocanın Diyarbakır’a nakledilmesinden dolayı
duyduğu üzüntüyü belirterek bazı bahislerle ilgili fikir
sormakta ve incelemekte olduğu cönklerden birinde okuyamadığı
kelimelerin çözümü konusunda yardım istemektedir. Öztelli,
daha sonra yazdığı mektubunda, yardımı için Kırzıoğlu’na
teşekkür etmektedir. Yine bu gibi konularda Kırzıoğlu’nun
bilgisine başvurduğu anlaşılan halkiyatçılardan biri de Hikmet
Dizdaroğlu’dur.
Kırzıoğlu’nun, şahsiyetine, fikirlerine ve
ilmine hayran olduğu kişilerin başında Hocası Zeki Velidî
Togan gelmektedir.[17] Togan da onu bir öğrenci olmaktan çok
bir dost olarak görmüştür. Onun Kırzıoğlu’na yazdığı birçok
mektup elimizdedir.[18]
Üniversiteler, ilgili bakanlık ve kuruluşlar, hiçbir komplekse
kapılmadan Kırzıoğlu’nu yeniden okumalı,
değerlendirmelidirler. Onun bir insan ömrünü azami derecede
zorlayan sayıdaki gazete ve dergi yazılarını tasnif etmeli,
bir araya getirmeli ve genç akademisyenlerin yararlanması
sağlanmalıdır. Zira artık bir Kırzıoğlu yok. Onun yazdıkları
ise Türkolojinin her sahasına ışık tutan titiz araştırma
yazılarıdır. Bu çalışmalara çok ihtiyacımız var.[19]
Uzun yıllar boyunca kendisinden çok şey öğrendiğim, yeri
hiçbir zaman doldurulamayacak aziz Hocamızı, hep anacağız ve
arayacağız. Nur içinde yatsın.*
[1] 28.7.1934-30.7.1935 tarihleri arasında.
[2]29.6.1936-30.4.1937 tarihleri arasında.
[3]1938-1941 tarihleri arasında.
[4]23.2.1942-2.4.1942 tarihleri arasında.
[5] 1967 ve 1973 yıllarında çıkan Artvin ve Siirt
yıllıklarındaki tarih bölümleri, Hoca tarafından yazıldığı
hâlde, nedense aynı yıllarda çıkan Kars İl Yıllığı’nın tarih
bölümleri, hayatı boyunca Kars’la ilgili araştırmalara özel
bir yer veren Kırzıoğlu’na yazdırılmamıştır!
[6] Bunlardan yalnız Câm-ı Cem-Âyîn’in sadeleştirmesi 1949’da
basıldı.
[7] Bu stajyerlik dönemi 23.3.1948-26.5.1949 tarihleri
arasındadır.
[8] Bu politikacı, “Arkadaşım Menderes”in müellifidir.
[9] Hoca, “Orta mektepten sınıf arkadaşım” dediği zamanın
Belediye Başkanı rahmetli Arif Taşçı’nın maddî desteğini temin
ederek Prof. Osman Turan’ın tavassutuyla Necip Fazıl’la
görüşmüş, eserin tarihî ve edebî malzemesini ona vermiştir. Bu
tiyatro eserindeki Kuzucu Mehmet de Hocanın babasıdır.
[10] Bu çalışması önce Atatürk Üniversitesi sonra da Türk
Tarih Kurumu tarafından neşredildi.
[11] Bu çalışma da TTK tarafından neşredildi.
[12] TTK ve Gürcistan Tarihi’yle ilgili değerlendirme yazımızı
daha sonra kaleme alacağız.
[13] Ali Rıza Önder, Folklorcularımız: Mehmet Fahrettin
Kırzıoğlu, TFA, S. 185, Aralık 1964.
[14] Barındığı üniversitenin Web sayfasındaki birkaç maddeden
oluşan yayınları arasında nedense bunu da göstermektedir!
[15] Yunus Zeyrek, Kırzıoğlu’na Saygı, Türk Yurdu, S. 156,
Ağustos 2000
[16] AÜ-DTCF Dergisi, S. 1, 1942 ve c. IV, S. 1, 1945.
[17] Prof. Kırzıoğlu, 1978 yılında Atatürk Üniversitesi
Edebiyat Fakültesinde Tarih Bölümü Başkanı olduğu sırada,
fakültenin çıkarmakta olduğu Araştırma Dergisi’nin bir
sayısının A. Zeki Velidî Togan Özel Sayısı olarak çıkması için
gayret göstermiş, bilim adamlarının yazılarını toplamıştı. Bu
dergi ancak 1985 yılında basılabilmiştir. Akademik hayatının
on altı yılını verdiği bu üniversitenin Kırzıoğlu’na da vefa
gösterdiği söylenemez.
[18] Kısmet olursa ileride Kırzıoğlu’na Mektuplar unvanlı bir
çalışma yapmayı düşünmekteyiz.
[19] Kırzıoğlu Bibliyografyası için Türk Kültürü (Sayı:
480/2003) ve Türk Dünyası Araştırmaları (Sayı:143/2003)
dergilerine bakılmalıdır.
|